<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MemoBlog &#187; Alsancak</title>
	<atom:link href="http://www.mehmetperdeci.com/tag/alsancak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmetperdeci.com</link>
	<description>Kişisel Bir Blog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 14:39:32 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Şu Günlerde &#8220;Şikayet&#8221;</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/su-gunlerde-sikayet.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/su-gunlerde-sikayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 12:15:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Bira]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kupası]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kordon]]></category>
		<category><![CDATA[Mangal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=787</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 1 ay oldu yeni bir şeyler yazmayalı. Günün büyük bir çoğunluğunda çalışıyorum haliyle de eskisi gibi yazmaya pek vaktim olmuyor. 24 saatlik bir günün yol ile birlikte 13 saati mesaiye gidiyor. Geri kalan 11 saatin 6 saatini uykuya, 5 saatini de kendime ayrılabiliyorum. O 5 saatte de dinlenir misin, dışarı mı çıkarsın? Zaten Dünya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 1 ay oldu yeni bir şeyler yazmayalı. Günün büyük bir çoğunluğunda çalışıyorum haliyle de eskisi gibi yazmaya pek vaktim olmuyor. 24 saatlik bir günün yol ile birlikte 13 saati mesaiye gidiyor. Geri kalan 11 saatin 6 saatini uykuya, 5 saatini de kendime ayrılabiliyorum. O 5 saatte de dinlenir misin, dışarı mı çıkarsın? Zaten Dünya Kupası da başladı. Maçları da izlemek istiyorsun.</p>
<p>İşe başladığımdan beri boş zamanlarımı mümkün olduğunca iyi kullanmak gibi bir telaş başladı bende. Özellikle Cumartesi ve Pazar günleri mesai olmazsa evde durmak istemiyorum. Hep bir yerlere gideyim diyorum. Nedense sanki yarın dünyanın sonuymuş gibi davranıyorum. Şu yazıyı yazarken bile aklım hep dışarıda. Kordon’a çıkıp bira içmek istiyorum. Halbuki, daha dün gece eve gece saat 2’de geldim. Üstelik Kordon’dan.</p>
<p>Yapmak istediğim iki şey çakışırsa birisini yapamadığım için üzülüyorum. Aklım hep yapamadığım şeyde kalıyor. Mesela, Alsancak’ta takılmayı isterken arkadaşlarla mangala gidiyoruz. Ama aklım hep Alsancak’ta. Ne zaman döneriz de Alsansak’a giderim diye hesaplar yapıyorum. Zaman yetmiyor anlayacağınız. Acayip bir durum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/su-gunlerde-sikayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıra Dışı Olmanın Sıradanlığı</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/sira-disi-olmanin-siradanligi.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/sira-disi-olmanin-siradanligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 22:01:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Emo]]></category>
		<category><![CDATA[Gitar]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Şehitleri Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Metalci]]></category>
		<category><![CDATA[Rockçı]]></category>
		<category><![CDATA[Satanist]]></category>
		<category><![CDATA[Satanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sıra dışı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyah Tişört]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Nesil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=728</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaşımla yolda yürüyoruz, şöyle bir etrafıma bakıyorum. Özellikle 17-18 yaşlarındaki gençlere. O nasıl bir giyiniştir, o elbiseler, o saçlar, o makyajlar nasıldır öyle? Yazıma direkt olarak “bizim zamanımızda böyle miydi?” tarzında bir cümleyle başlamak da istemiyorum açıkçası. Ama gerçekten de böyle değildi. Daha doğrusu bu kadar çok, bu kadar seri üretilmiş gibi değildi gençler. Hani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><img title="Yeni Nesil Sıradışı Gençlik" src="http://img176.imageshack.us/img176/9031/emomo.jpg" alt="Yeni Nesil Sıradışı Gençlik" width="200" height="289" /><p class="wp-caption-text">Yeni Nesil Sıradışı Gençlik</p></div>
<p>Arkadaşımla yolda yürüyoruz, şöyle bir etrafıma bakıyorum. Özellikle 17-18 yaşlarındaki gençlere. O nasıl bir giyiniştir, o elbiseler, o saçlar, o makyajlar nasıldır öyle? Yazıma direkt olarak “bizim zamanımızda böyle miydi?” tarzında bir cümleyle başlamak da istemiyorum açıkçası. Ama gerçekten de böyle değildi. Daha doğrusu bu kadar çok, bu kadar seri üretilmiş gibi değildi gençler. Hani “bokunu çıkarmak” derler ya, işte bu gençlerin yaptığı da aynen bu.</p>
<p>17-18 yaşlarımı düşünüyorum. O zaman bende böyle sıra dışı kıyafetler giyerdim, sakalımı saçımı uzatır hatta pantolonuma kapkalın zincirler takıp Kıbrıs Şehitleri caddesinde elimde gitar gezerdim. Ama o zaman bu şekilde dolaşmak gerçekten sıra dışı olmaktı. Benim gibi giyinip, çenesinin altında 15 santim keçi sakalıyla dolaşmak her baba yiğidin harcı değildi anlayacağınız. 90’lı yılların ikinci yarısından bahsediyorum. İşte sıra dışı olmak buydu. Nedenini sormayın. Belki gençlik, belki farklı olma farklı görünme isteği. Belki de dinlediğimiz ve yaptığımız müzikten dolayı. Ama gerçekten sıra dışıydık biz.</p>
<p>Bizi yolda görenler dönüp bir daha bakarlardı. Hoşumuza giderdi kabul ediyorum. Ama elimizde gitarlar olduğu için rockçı ya da metalciden ziyade “müzisyen” olarak görülürdük. Ta ki satanist hadiseleri ortaya çıkana kadar… O zamana kadar bize müzisyen diyen insanlar bir anda satanist damgasını yapıştırıverdiler. O olaydan önce siyah giyinirken, o olay olduktan sonra, 3 yıl aralıksız giydiğim siyah tişörtlerimin yerine korkudan ilk defa beyaz tişört giymiştim.</p>
<p>Biz yalnızdık. Tek tük, belki iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdık. İşte bu yüzden yani az olduğumuz için sıra dışıydık. Ama şimdi öyle değil. Temelini bizim attığımız sıra dışılık artık sıradan bir hale geldi. Moda oldu. Siyah külotlu çorabın üzerine kıpkırmızı şort giyip üzerine de uçuk yeşil kalın mont giymek çok normal oldu. Böyle insanlar etrafta çoğalınca artık halkın bu insanlara olan bakışları da azaldı. Sıra dışı olmak sıradan bir hal oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/sira-disi-olmanin-siradanligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir İş</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/yeni-bir-is.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/yeni-bir-is.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 00:34:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Kontuarı]]></category>
		<category><![CDATA[kalite Kontrol Teknikeri]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Vestel City]]></category>
		<category><![CDATA[Vestel Dijital]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazım belki de şimdiye kadar yazdığım yazılar içinde benim hakkımda olan en önemli yazı olacak. Evet. Pazartesi günü itibariyle Manisa’da bulunan Vestel Dijital fabrikasında “Kalite Kontrol Teknikeri” olarak işe başlıyorum. Daha doğrusu başladım sayılır ama tüm işlemler tam anlamıyla bitmeden başlamış saymayayım kendimi. Çünkü insanlık hali ne olur ne olmaz. Biraz temkinli olmakta fayda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazım belki de şimdiye kadar yazdığım yazılar içinde benim hakkımda olan en önemli yazı olacak. Evet. Pazartesi günü itibariyle Manisa’da bulunan Vestel Dijital fabrikasında “Kalite Kontrol Teknikeri” olarak işe başlıyorum. Daha doğrusu başladım sayılır ama tüm işlemler tam anlamıyla bitmeden başlamış saymayayım kendimi. Çünkü insanlık hali ne olur ne olmaz. Biraz temkinli olmakta fayda var zira biri çıkıp “sana şaka yaptık” diyecekmiş gibi geliyor hala.</p>
<p>Geçen Pazartesi günü gittim fabrikaya. Acayip bir yer. Uzay üssü gibi… Her şey otomatik. Personel kartınız olmadan hiçbir şey yapamıyorsunuz. Yemek bile yiyemiyorsunuz. Belki bir futbol sahası büyülüğünde belki de daha büyük. İçeride yürürken insan gerçekten yoruluyor. Bir uçtan diğer uca yürüyüş 7-8 dakikalık bir zaman alıyor sanırım.</p>
<p>Personel, amirler ve müdürler oldukça sıcak karşıladılar beni. Belki de torpilim olduğu içindir, kim bilir? Evet, torpille girdiğim doğru ama bu devirde torpilsiz de kolay kolay işe girme olasılığınız yok. “İyi bir işe”. Kuzenim Vestel Dijital’de mühendis. Sağ olsun benim için acayip çırpındı son 5-6 aydır. Zaten oradaki çalışanlarda sorup durdular “Sürekli eleman çıkarılıyor, buna rağmen sen nasıl girdin” diye. Haklılar tabi. Ortada bir tezatlık var. Bir şey demedim artık.</p>
<p>Uzun yıllar önce çalıştığım “Deniz Kontuarı” adında, adı gibi boktan bir şirket vardı Alsancakta. Yani o kadar boktandı ki anlatamam. Orada ilk gün karşılaştığım çalışanlar ve onların davranışlarıyla burada da karşılaşabileceğimi düşündüm. Neydi mesela: Deniz Kontuarı’nda adama gidip “Abi, bunu nasıl yaptın?” diye sorduğumda aldığım cevap aynen “Hımm söyleyeyim de yarın sen başıma müdür olarak gel” şeklinde olmuştu. Düşünceye bakar mısınız? Şaka gibi değil mi? Ama tamamen gerçek. Bir de ben o zaman yüksek okul okuyorum. Adam bunu hesap ediyor yani. İnsanlar önce kendilerini bilecekler, bulundukları konumun farkında olacaklar. Yani, lise mezunu bir adamın aynı şirkette çalıştığı bir mühendisle kendini karşılaştırması çok komik. Sonucunda da “ben ondan daha çok emek harcıyorum, o benden daha çok maaş alıyor” şeklinde düşünüyor. İşte bu şirkette insanlar böyleydi. Bana da potansiyel amir, müdür her neyse öyle bakıyorlardı.</p>
<p>Vestel Dijital’de böyle bir davranışla karşılaşmadım. Tam tersine insanlar bir şeyleri öğretmek için can atar gibiydiler. Hatta Eray adında bir arkadaş fabrikanın kuruluşundan falan başladı olayı anlatmaya. Bende bir an o kadar çok soru sorduğumu fark ettim ki, sıkılıp sıkılmadığını sormak durumunda kaldım birkaç defa.</p>
<p>İki gündür benden istenilen evrakları toparlayabilmek için koşturup duruyorum. Ayaklarım ağrıdı resmen oradan oraya yürümekten. Bugün akşam saatleri itibariyle hallettim. Pazartesi günü bir aksilik olmazsa başlayacağım gibi görünüyor. Allah bu ülkedeki işsiz arkadaşlara sabır versin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/yeni-bir-is.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havacılık ve Akrobasi</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/havacilik-ve-akrobasi.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/havacilik-ve-akrobasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 00:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Aermacchi]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Blue Angels]]></category>
		<category><![CDATA[Concorde]]></category>
		<category><![CDATA[Frecce Tricolori]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Oklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kordon]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Ramstein]]></category>
		<category><![CDATA[Red Arrows]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Hava Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yıldızları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=276</guid>
		<description><![CDATA[Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluşunun 90. yılıydı 2001 yılında. Bu vesileyle de dünyanın en ünlü hava akrobasi takımları İzmir’e gösteri yapmaya gelmişlerdi. Yanılmıyorsam Haziran ayıydı. O zamanlar Kordon’da bir şirkette çalışıyordum ve gösteriler Kordon’da yapılacaktı. Türk Yıldızları’nın yanı sıra İtalyanların ünlü akrobasi takımı “Frecce Tricolori” ve İngiliz Kraliyet Akrobasi Takımı “Red Arrows” da bu etkinlikte yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img title="Red Arrows ve Önlerinde Concorde" src="http://img193.imageshack.us/img193/7307/concorder.jpg" alt="Red Arrows ve Önlerinde Concorde" width="300" height="193" /><p class="wp-caption-text">Red Arrows ve Önlerinde Concorde</p></div>
<p>Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluşunun 90. yılıydı 2001 yılında. Bu vesileyle de dünyanın en ünlü hava akrobasi takımları İzmir’e gösteri yapmaya gelmişlerdi. Yanılmıyorsam Haziran ayıydı. O zamanlar Kordon’da bir şirkette çalışıyordum ve gösteriler Kordon’da yapılacaktı. Türk Yıldızları’nın yanı sıra İtalyanların ünlü akrobasi takımı “Frecce Tricolori” ve İngiliz Kraliyet Akrobasi Takımı “Red Arrows” da bu etkinlikte yer alacaktı.</p>
<p>Herkesin mayışmış bir şekilde mesai saatinin dolmasını beklediği bir anda şirket binası büyük bir uğultuyla sallandı. Herkes pencerelere… Kısa bir telaşın ardından bunun gösteri olduğunu anladık. Camdan kafamı Bayraklı istikametine doğru çevirdiğim anda Frecce Tricolori gösteri ekibine ait bir Aermacchi MB-339’un tam üzerimize doğru geldiğini gördüm. Uçak son sürat renkli dumanlar çıkara çıkara binaya doğru tam karşıdan yaklaşıyordu. Binaya sadece metreler kala pilot ani bir manevrayla uçağı Alsancak vapur iskelesi istikametine doğru çevirdi. Ama o anda bizim camlar indi inecek sanki. Baktık olmayacak patrondan zorla izin alarak aşağıya indik. Süper bir gösteriydi. Aynı şirkette çalıştığımız İtalyan uyruklu arkadaşım Bruno’nun gaza gelip “İşte bizimkiler !!” diye bağırıp sağa sola koşması da ilginç olmuştu. Daha sonra Türk Yıldızları ve Red Arrows da mükemmel gösteriler sundular bizlere. Hadi Türk Yıldızları’nı biraz biliyorduk. Ama Red Arrows’un tam dokuz uçakla havaya dumandan kalp çizip, içinden de bir ok geçirmesi Kordon’da bulunan kalabalığın acayip hoşuna gitmişti. O zaman anladım ki bu akrobasi gösterilerini canlı olarak izlemenin tadı başka oluyor.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img title="Frecce Tricolori" src="http://img191.imageshack.us/img191/8806/frecce.jpg" alt="Frecce Tricolori" width="300" height="193" /><p class="wp-caption-text">Frecce Tricolori</p></div>
<p>Aslında benim en çok izlemek istediğim takım, şu anda dünyadaki bilinen en ünlü akrobasi takımı olan Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne ait “Blue Angels” yani Mavi Melekler. Blue Angels diğer akrobasi takımlarına göre daha sıra dışı bir takım. Yaptıkları akrobatik hareketler hep kendilerine özgü ve kimsenin kolay kolay yapmaya cesaret edemeyeceği türden.</p>
<p><object width="480" height="385" data="http://www.youtube.com/v/nM_ZB7jqxz8&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/nM_ZB7jqxz8&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
<p>Tabi kazaları da unutmamak gerek. Hatırladığım en büyük kaza 1988 yılında Almanya’nın Ramstein Hava Üssünde yapılan gösteriler sırasında olmuştu. İtalyan ekibi Frecce Tricolori’ye ait üç uçak, 300.000 kişinin izlediği gösteri sırasında havada çarpışmışlardı. Bu kazada 3 pilot ve 67 izleyici hayatını kaybetmiş, 350 civarında izleyici ise ciddi şekilde yaralanmıştı. Tabi işin adı akrobasi olunca kaza oranı ve ihtimali de çok yüksek oluyor.</p>
<p><object width="480" height="385" data="http://www.youtube.com/v/IH5uvog4rS4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/IH5uvog4rS4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/havacilik-ve-akrobasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçen Gün</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/gecen-gun.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/gecen-gun.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 22:47:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Gündoğdu Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kordon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün uyurken telefonum çaldı. Daha doğrusu yastığımın altında hem titreşimi hem de sesi kapalı halde duran telefonuma, kimse aramış mı diye uyku sersemi bir halde bakarken telefonumun o anda çaldığını gördüm. Hemen irkildim. Baktım arkadaşım Özgür. Tamam, itiraf ediyorum “Bilgisayara bakıyorum” diyerek kıza yalan söyledim. Resmen horul horul uyuyordum. Canının sıkıldığını okula gitmek istemediğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 260px"><img title="Kordon ve Çimenler" src="http://img38.imageshack.us/img38/1774/kordon.jpg" alt="Kordon ve Çimenler" width="250" height="182" /><p class="wp-caption-text">Kordon ve Çimenler</p></div>
<p>Geçen gün uyurken telefonum çaldı. Daha doğrusu yastığımın altında hem titreşimi hem de sesi kapalı halde duran telefonuma, kimse aramış mı diye uyku sersemi bir halde bakarken telefonumun o anda çaldığını gördüm. Hemen irkildim. Baktım arkadaşım Özgür. Tamam, itiraf ediyorum “Bilgisayara bakıyorum” diyerek kıza yalan söyledim. Resmen horul horul uyuyordum. Canının sıkıldığını okula gitmek istemediğini söyledi. Bende kendisine buluşma teklifinde bulundum. Alsancakta buluşmaya &#8220;biraz sancılı olsa da&#8221; karar verdik. Yataktan fırladığım gibi duşa oradan da arabaya attım kendimi. Merak etmeyin elbiselerimi giydim J</p>
<p>Alsancak’ı özlemişim resmen. Ne yapalım dedik? Hadi teenagerlar gibi alalım biralarımızı, atalım Kordon’da çimenlere kendimizi. Resmen attık ama&#8230; Hadi ben bir nebze attım ama Özgür baya bir serildi çimenlere. Hava da sıcak, güneş de tam tepemizde. Bir süre sonra biranın da etkisiyle Özgürde bir mayışma halleri, hafif uyku hali. Ses etmedim. Yaklaşık 10-15 dakika uyumakla uyumamak arasında çimenlere uzanmış halde yattı. Özgür harbi kızdır, seviyorum bu hallerini. Fazla takmaz etraftakileri. İsterse yapar. Zaten motorsikletten düşmüş. Ne işi var kız kısmının motorsikletle yahu? J</p>
<p>Yeşil çimenler, yeşil çimenler… Muhabbet de iyiydi. Hayattan, insanlardan, içinde bulunduğumuz durumdan konuştuk. Her ne kadar benim fazla konuşmadığımı söylese ve bende bunu inkar etsem de, itiraf edeyim biraz öyle. Ama durumum çok da vahim değil. Düzgün cümleler kurabiliyorum konuştuğum zamanlarda. Ayrıca çok iyi yazdığımı söyledi. Konuşamayıp da iyi yazan kaç kişi var şu dünyada? Duymayıp da güzel beste yapmak gibi bir şey herhalde bu? Evet, ben büyütüyorum. O kadar da değil.</p>
<p>Hava da o gün fevkalade güzeldi. Kıçımın ağrımaya, ayaklarımın uyuşmaya başlaması üzerine masası ve sandalyesi olan bir yere geçme teklifimi kabul etmek zorunda kaldı kendisi. Bira da kalmamıştı üstelik. Kordonda bir yere oturduk lakin adını hatırlayamıyorum. Bende vardır bu. Gittiğim kafe-bar’ın adına hiç bakmam. Nasıl olsa yerini biliyorum. Neyse, mesai saati bitimi de olduğu için o saatte mekanlar da oldukça kalabalıktı. Bir de Gündoğdu Meydanı’na bir çadır kurmuşlar. Bangır bangır bir de müzik yayını başladı bu çadırdan. Bir de sarhoş gençliği çadırın önüne toplayıp halay çektirmezler mi? Muhabbetimizin içine limon sıkmaya başlamışlardı anlayacağınız. Neyse ki çok uzun sürmedi ya da ben yüksek volümlü, bol biralı muhabbetimizin derinliğinden unuttum gürültüyü. Güzel bir gündü velhasıl.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/gecen-gun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#039;99 Metallica Ali Sami Yen Konseri</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/99-metallica-ali-sami-yen-konseri.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/99-metallica-ali-sami-yen-konseri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 18:44:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet San]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Sami Yen]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[Ecstasy Of Gold]]></category>
		<category><![CDATA[Good bad Ugly]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim Kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Kötü Çirkin]]></category>
		<category><![CDATA[James Hetfield]]></category>
		<category><![CDATA[Jason Newsted]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Şehitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kirk Hammett]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Lars Ulrich]]></category>
		<category><![CDATA[Megalomaniax]]></category>
		<category><![CDATA[Metallica]]></category>
		<category><![CDATA[Monster Magnet]]></category>
		<category><![CDATA[So Fucking What]]></category>
		<category><![CDATA[Su Böreği]]></category>
		<category><![CDATA[Sümerbank]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[
İnsan “vay be” demekten kendini alamıyor gerçekten. Bir de bakmışım tam on sene olmuş. 13 Haziran 1999’du arkadaşım Onur’la Metallica konserine gitmiştik. Hem de Metallica’nın Metallica olduğu dönemlerin sonuna yetişmiştik. Üstelik efsanevi, çekirdek kadro diyebileceğimiz o James Hetfield, Kirk Hammett, Lars Ulrich ve Jason Newsted&#8217;li Metallica kadrosuna.
1999 yılında Metallica yine Ahmet San’ın organizatörlüğünde gelmişti. Sponsor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class=" alignleft" title="Sahne" src="http://img840.imageshack.us/img840/183/stageh.jpg" alt="Sahne" /></p>
<p>İnsan “vay be” demekten kendini alamıyor gerçekten. Bir de bakmışım tam on sene olmuş. 13 Haziran 1999’du arkadaşım Onur’la Metallica konserine gitmiştik. Hem de Metallica’nın Metallica olduğu dönemlerin sonuna yetişmiştik. Üstelik efsanevi, çekirdek kadro diyebileceğimiz o James Hetfield, Kirk Hammett, Lars Ulrich ve Jason Newsted&#8217;li Metallica kadrosuna.</p>
<p>1999 yılında Metallica yine Ahmet San’ın organizatörlüğünde gelmişti. Sponsor ise o zaman olup da şimdi olmayan köklü banka Sümerbank’tı. Arkadaşım Onur’la biletlerimizi bir hafta öncesinden Kıbrıs Şehitleri’ndeki İletişim Kitabevi’nden almıştık. Ama ne geçmez bir hafta olmuştu benim için. Yıllardır dinlediğim, televizyonun karşısında çıksa da izlesek diye saatlerce beklediğim Metallica’yı canlı izleyecektim. Düşündükçe insan bir rüyada olduğunu ve az sonra uyandığında büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağını zannediyor. Hani gördüğünüz güzel bir rüyadan uyanınca olur ya. Hepimizin başına gelmiştir. Resmen arkadaşımla gün sayıyorduk. İstanbul’a beş otobüslük bir turla gidiyorduk. Konser Pazar günüydü. Biz Cumartesi akşamı Cumhuriyet Meydanı’ndan yola çıkacak ve sabah İstanbul’da olacaktık.</p>
<p>Yola çıkma günü geldi ve arkadaşım Onur’la biraz konser havasına girebilmek adına akşamüstü buluştuk. Zaten konsere gidecekler o gece Alsancak sokaklarında cirit atıyorlardı. Sırt çantalı, uzun saçlı, siyah tişörtlü tipler. Saat 9 gibi birer biraz aldık ve Kıbrıs Şehitleri’nde çello ve gitar çalarak müzik yapan iki müzisyenin yanına oturduk. Bizim yanımızda başka insanlar da vardı dinleyen. O anda yoldan geçen iki polis bizim bira içtiğimizi görüp yanımıza geldiler ve bulunduğumuz yerde bira içmenin yasak olduğunu söylediler. Ben zaten bitirdiğim şişeyi kalkıp çöpe atmak için çöpe doğru yöneldiğim sırada arkadaşımın polislerle ağız dalaşına girdiğini gördüm. O an için aklımdan konsere değil de karakola gideceğimiz geçti. Hemen koştum yanına. Neyse ki bizimle orada bulunan bir bayan polisleri yatıştırmasını becerdi de konsere gitme planımız suya düşmedi.</p>
<p>Cumhuriyet Meydanı’na geldiğimizde karşılaştığımız manzara dehşet vericiydi. Binlerce kişi. Annesiyle gelen ufaklıklardan tutun da yaşı 50’yi geçmiş kişiler bile vardı konsere gitmek için orada bulunan. Saat gece 12’de bindik otobüslere ama ne biniş? Organizasyon sıfır. Herkes bulduğu yere oturmasın mı? Yer bulabildik gerçi ama boşu boşuna bir vakit kaybı oldu. Neyse çıktık yola. Hemen tabi arkalardan bir çocuk ön tarafa doğru elinde bir kasetle gitti. Hemen çok yüksek volümde Metallica çalmaya başladı tabi. Bu beklediğimiz bir şeydi. İlerleyen dakikalarda ışıklar söndü insanlar uyumaya başladılar. Ama Metallica hala kasette çalmaya devam ediyor. Yani normal bir insanoğlunun o volümde uyuyabilmesine imkan yok. Ama herkes uyuyor. Derken kasetin ön yüzü bitti. Bir sessizlik tabi. Aradan iki üç dakika geçti. Normal olarak şoförün kasetin arka tarafını çalmaya niyeti yok. Derken arka taraftan aynı çocuk yine şoförün yanına gitti de diğer taraf da çalmaya başladı.</p>
<p>Neyse sabah altı civarı Bursa’da mola verdik. Ama görmeniz lazımdı. Akşam Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan kalabalık bu sefer otobüs firmasının dinlenme tesislerindeydi. Zaten biz otobüslerden inince orada bulunan başka otobüslerin yolcuları hemen otobüslerine geri döndüler. Bağıra bağıra küfür edenleri, uygunsuz hareket yapanları görünce en uygunu oydu tabi.</p>
<p>Sabah saat 9 gibi Ali Sami Yen stadının önünde otobüslerden indik. İlk işimiz stadın yanına gidip herhangi bir kuyruk olup olmadığını öğrenmekti. Baktık ki henüz bir şey yok karnımızı doyurmaya karar verdik ve bir börekçiye girdik. Önümüzdeki saatlerde yaşayacağım büyük açlıktan habersiz bir şekilde son yemeğim olan su böreğini de afiyetle yedim. Bu arada elbiselerim de tam 16 saattir üzerimdeydi. Yemeğimizi yiyip tekrar stadın önüne geldiğimiz de şoke olmuştuk. Çünkü oluşan kuyruğun en sonundan stadı bile göremiyordunuz. Biraz aptallık ettik ve kuyrukta çok geride kaldık. Hayatımda ilk defa cadde köşeleri dönen kuyruk görüyordum. Saat sabah 10’u gösteriyordu. Yani konserin başlamasına tam tamına 11 saat vardı ve biz kuyruktaydık. Güneşin tepemize gelip yakıcılığını göstermesiyle birlikte kuyrukta bulunanlarda kendilerini yerlere bırakıverdiler. Ne de olsa stadı giriş başlamadığı için kuyruk da olduğu yerde duruyordu.</p>
<p>Bazı yerleri kısa geçiyorum. Akşamüstü saat 5’e geldiğinde stadın kapılarının açıldığı ve girişlerin başladığı haberini aldık. O saatten sonra kuyruk iyi bir şekilde ilerledi. Saat 6 civarı stattan içeri girdik. Ama ölmüş bir vaziyetteydik gerçekten. İçeri girdiğimizde büyük bir sürprizle karşılaştım. Çünkü kuyrukta önümüzde bulunan çoğu kişi konseri tribünden izlemek için bilet almışlardı ve saha içi hala boş sayılırdı. Hemen koştuk ve sahneye yaklaşık 10 metre uzaklıkta bir yerde konuşlandık. Yerimiz gerçekten iyiydi ve saha içinden konseri izleyecek en şanslı kişiler arasındaydık. Bu arada tişörtüm, kotum ve ayakkabılarım tam tamına 25 saattir üzerimdeydiler. Hatta tişörtüm terden üzerime yapışmıştı bile.</p>
<p>İçeri girince düşündüğüm ilk şey o devasa sahnenin gözüme ufacık gelmesiydi. Stadyumun bir tribününden diğer tribününe kadar olan bir sahne nasıl olurdu da ufacık gelirdi insanın gözüne? Hayır, aslında asıl konu sahnenin ufaklığı değil Metallica’nın büyüklüğüydü. O sahne Metallica için bile çok ufaktı benim gözümde. İçeri girdiğimizde sahnede arkada ve yukarıda bulunan davulun başında Lars’ın davul teknisyeni oturuyordu. Açıkçası ne yapmak istediğini bilmiyorduk. Sürekli aynı şekilde davula vuruyordu. Çalmıyordu ama sadece vuruyordu ve her vuruşunda iç organlarımız ağzımızdan dışarı çıkacak gibi oluyordu. Tam tamına 75.000 watt. Bu düzeyde bir ses seviyesi her kişinin hayatı boyunca maruz kalabileceği bir ses seviyesi değil. Bunu anlamak için yaşamak gerek. Bir süre sonra bu adamın yaptıkları orada bulunan kitleyi rahatsız etmeye başladı. Bir şey çalsa amenna. Fakat sadece vuruyor davula. Tabi küfürler de başladı adama. Adam da elleriyle “ne yapayım?” gibilerinden bir işaret yaptı. Bir süre sonra da davulun başından ayrıldı.</p>
<p>Saat 7 civarı ön gruplarda sahneye çıkmaya başladılar. Fakat Metallica gibi bir grubun önünde çıkmaları için çağırılan Kurban ve Megalomaniax seyirciden büyük bir tepki gördüler. Önce çıkan Megalomaniax Tarkan’ın A Acayipsin şarkısını Metal olarak coverlayınca zaten olay orada koptu. Su şişeleri sahnede gruba doğru fırlatılmaya başlandı. Daha sonra Kurban sahneye çıktı. Onlara gelen tepki daha da korkunçtu. Üstüne üstlük vokalistlerinin “Biz ilk defa bu kadar büyük bir kitleye çalıyor ve kimse bizi bu zevkten mahrum edemez” söyleri seyirciyi iyice çileden çıkartmıştı. Arada güvenlik elemanları olmasa zaten millet sahneye çıkacaktı. Neyse onlarda sahneden indikten sonra saat 8 civarı bu sefer Metallica’nın turnelerinde birlikte dolaştıkları Monster Magnet grubu çıktı sahneye ve vokalistlerinin sahneye çıkar çıkmaz söylediği ilk söz “Metallica’ya az kaldı. Biz de onları dinlemek için sabırsızlanıyoruz” oldu. İlk bakışta önemsiz gibi görünen bu laflar aslında çok profesyonelce yapılmış bir davranıştı. Monster Magnet sadece bu lafla 40 bin kişinin desteğini almıştı bile. Bizim dallama gruplarımız da çıkıp egolarını tatmin etsinler. Üstüne üstlük seyirciyi de karşılarına alsınlar. Ne denir ki daha?</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="320" height="265" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="data" value="http://www.youtube.com/v/sqdiBdJLST4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/sqdiBdJLST4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="320" height="265" src="http://www.youtube.com/v/sqdiBdJLST4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" allowfullscreen="true" data="http://www.youtube.com/v/sqdiBdJLST4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0"></embed></object></p>
<p>İşte o an gelmişti. Saat tam tamına 9 olduğunda tüm ışıklar söndü ve “İyi, kötü, Çirkin” filminin müziği ve Metallica’nın sahneye çıkmadan önce çaldıkları Ecstacy Of Gold başladı. O üç dakikalık şarkı sanki bir saat sürmüştü. Bitmiyordu bir türlü. En sonunda bitti ve kısa süren bir sessizliğin ardından James’in “So Fucking What” sözlerinin ardından So What parçası başladı. Ama sahne hala karanlıktı. Bir an önce ışıkların yanmasını bekliyordum. Birden bire ışıkların yanmasıyla birlikte yıllardır hayalini kurduğum olay gerçek olmuştu. Sadece metrelerce uzağımda canlı çalıyorlardı. Gözümün içine bakıyorlardı. 40 Bin kişi bir ağızdan söylüyordu parçaları. Konserden önce herkes için büyük bir merak konusu olmuş sahnenin önünde boydan boya uzanmış boruların ne olduğunu konser başlayınca anladı. O borulardan havaya doğru yaklaşık 20 metre yüksekliğinden alevler çıkınca… Saçımız, kaşımız her bir yanımız o alevlerin verdiği sıcaklıktan yandı adeta. 3 saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Rüya gibiydi ve bir rüyanın tüm özelliklerini taşıyordu. Çünkü konsere dair pek bir şey hatırlamıyordum. Çok kısa sürmüş gibiydi ve aniden bitmişti.</p>
<p>Konserden sonra stadın önünde otobüslerimizi beklemeye başladık. Arkadaşım Onur yorgunluğa fazla dayanamayıp uyumaya başladı. Kendisi o durumla ilgili olarak hep “ilk defa ayakta uyudum” der. Resmen öyleydi. Kotum, tişörtüm ve ayakkabılarım tam 32 saattir üzerimdeydi. Leş gibiydim adeta. O anda orada herkes aynı durumda olduğu için bu pek de önemli değildi aslında. Saat gece 1 civarı otobüslerimize bindik ve İzmir’e doğru yola çıktık. En son yediğim yemek sabah yediğimi börekti ve koltuğa oturur oturmaz midem bulanmaya başladı. Çantamdan İzmir’den aldığım bisküviyi yemek için çıkardım fakat yiyemedim. Arkadaşım ve otobüste bulunan herkes zaten otobüse biner binmez derin bir uykuya dalmışlardı bile. Bense midemin bulanmasının geçmesini bekliyor ve feribota ne zaman bineceğimizi hesaplıyordum bir taraftan. Çünkü o zaman tuvalete gidebilecektim. Derken o yorgunlukla bende uyumuşum. Bir uyandım feribot hareket ediyor. Hemen otobüsten inmek için harekete geçtim. İlk önce koridor tarafında oturan arkadaşımın üzerinden bir hamleyle geçtim. Sonra koridora bir baktım ne göreyim? İnsanlar yerlerde yatıyorlar adeta. Bin bir güçlükle otobüsten aşağıya inebildim.</p>
<p>Saat sabah 10 civarı otobüse bindiğimiz Cumhuriyet Meydanı’nda otobüslerden indik. Ölmüş, bitmiş, perişan bir vaziyette. Saat 11’de eve geldim ve televizyonda saat başı haberleri vardı. Orada “Metallica İstanbul’u salladı” haberini görünce bir tuhaf oldum. Bir gün önce gördüklerimi bu sefer televizyonda görüyordum. Garipti gerçekten. 42 saattir üzerimde olan kotumu, tişörtümü ve çoraplarımı “bin bir güçlükle” çıkartabildim üzerimden. Ama umurumda değildi hiçbir şey o an için ve hep derim ki hayatında Metallica konserine gitmeyen bir kişi konsere gitmiş sayılmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/99-metallica-ali-sami-yen-konseri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kesit</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 18:38:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Berk Tetik]]></category>
		<category><![CDATA[Bornova]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Concorde]]></category>
		<category><![CDATA[Desem]]></category>
		<category><![CDATA[Gnhnm]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Park]]></category>
		<category><![CDATA[Kumpir]]></category>
		<category><![CDATA[Maket]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yerde Fıstık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden televizyonda kanalların birinde Gerçek Kesit adında bir program vardı. Her ne kadar yazımın bu programla ilgisi olmasa da isminin bir kısmını yazımın başlığı olarak kullanabilirim. Sonuçta burada anlatacaklarım hayattan bir kesit. Gerçi bu kadar açıklama yapınca sanki çok önemli şeylerden bahsedecekmişim gibi oldu ama pek de öyle değil. Her zaman bahsettiklerim sonuçta.
Pazar günü yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><img title="Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu" src="http://img15.imageshack.us/img15/1568/tanerk.jpg" alt="Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu" width="200" height="150" /><p class="wp-caption-text">Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu</p></div>
<p>Eskiden televizyonda kanalların birinde Gerçek Kesit adında bir program vardı. Her ne kadar yazımın bu programla ilgisi olmasa da isminin bir kısmını yazımın başlığı olarak kullanabilirim. Sonuçta burada anlatacaklarım hayattan bir kesit. Gerçi bu kadar açıklama yapınca sanki çok önemli şeylerden bahsedecekmişim gibi oldu ama pek de öyle değil. Her zaman bahsettiklerim sonuçta.</p>
<p>Pazar günü yine arkadaşım Taner’le birlikte güzel bir öğleden sonra geçirdim. Hava her ne kadar kapalı ve yağmurlu da olsa… Taner önümüzdeki günlerde askere gideceği için zamanı ve mekanları limitine kadar kullanma konusunda oldukça istekliydi. İlk başta Karşıyaka “Yerde Fıstık’da” birer bira içtik. Bu arada Taner’in bazı işlerinin hallolmasını bekliyorduk. O işler de bitince ne yapalım dedik? Ver elini Küçük Park. Orada da oturup birer çay içtik. Ama Taner’i ortamlar bir türlü kesmiyordu. Havanın kararmasıyla da birlikte ne yapalım soruları da gittikçe sık sorulmaya başlandı. Hadi o zaman Alsancak’a. Eski göz ağrım ne de olsa. Arabayı Desem’in otoparkına bıraktıktan sonra başladık bir güzel yürümeye. Ama şu “ne yapalım?” sorusundan da bir türlü kurtulamadık. Biraz yürüdükten sonra bir yerde oturup kumpir yemeye karar verdik. Kumpir de oldukça güzelmiş. Nasıl yediğimi hatırlamıyorum bile.</p>
<p>Taner’in abisi Caner de şu anda Aksaray’da askerde. Sanırım gelmesine bir aydan kısa bir süre var. Bir anda iki kardeş birden askerde olacak düşünsenize. O gün Caner’le de telefonda kısa bir görüşmemiz oldu. Sesi iyi geliyordu. Keyfi de yerindeydi tertibimin.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><img title="Revell 1:144 Concorde Maketim" src="http://img15.imageshack.us/img15/2784/concorde.jpg" alt="Revell 1:144 Concorde Maketim" width="200" height="150" /><p class="wp-caption-text">Revell 1:144 Concorde Maketim</p></div>
<p>Neyse güzel bir gündü velhasıl. Resimdeki kuşu da yanılmıyorsam iki yıl kadar önce bir servet vererek almıştım. Yarın yaparım, yarın yaparım diye ilk başlarda biraz erteledim. Sonra bir gün kutuyu açtım. Bir de ne göreyim? Nasıl bir şeydir bu? Ben bunu yapamam ki. İrili ufaklı bir sürü parça. Gözüm korktu anlayacağınız. Yapmaya bir türlü cesaret edemiyorum şimdi. Bir de o kadar ufak parçaları var ki; bir tanesi kaybolduğu anda gerçekten bu maket hiçbir işe yaramaz.</p>
<p>Ben bu maket olayının bu kadar da zor olduğunu bilmiyordum. Hadi parçaları birleştirdiniz. Maketin üzerine yapıştıracağınız dekaller de ayrı bir eziyet konusu. Eskiden pul biriktirirdim. Pulu zarfından ayırmak için de suyun içinde bir süre bekletir ve zarftan ayrılmasını sağlardım. İşte bu maketin de dekalleri bu mantıkla yapıştırılıyor. Yani dekalleri önce suyun içinde bekletip kağıdından ayrılmasını sağlıyorsunuz. Ayrıldıktan sonra bir cımbız vasıtasıyla itinayla alıp uçak üzerine yapıştırıyorsunuz. Tabi bunu yaparken dekalin yırtılmasına ve kopmamasına dikkat ediyorsunuz. Yahu anlatırken bile insan daralıyor. Tabi boyama işi var bir de. Usta hobiciler gerçek uçakların üzerindeki kir ve izleri bile bu maketler üzerine birebir yapabiliyorlar. Ama o artık bizi fazlasıyla aşar. Bir gün cesaretimi toplayıp maketi mundar etmeden yapmayı düşünüyorum. Ne zaman? Bir gün işte.</p>
<p>Bu blog işine ilk giriştiğimde yazılarını dikkatle okuduğum bir kişi vardı. Adı Berk Tetik’ti. Kendisiyle yüz yüze hiç muhabbetim olmadı. Berk Tetik adını yanılmıyorsam 2000 yılının başında bir bilgisayar dergisi ile birlikte verilen cd’nin içindeki mp3 formatındaki şarkı sayesinde duymuştum. Çok garip bir şarkıydı ama güzeldi. Söyleyen kim? Berk Tetik. Yıllar sonra Berk, yönetiminde yer aldığım müzik sitesine üye olmuş. Bende kendisini tanıdığımı söyledim. Söylediğine göre onu tanıyan ender kişilerdenmişim. O zamanlar bir bloğu vardı. Gerçi hala var ama yaklaşık iki yıldır hiç dokunmamış. Oysaki yazıları gerçekten çok ilginç ve sürükleyiciydi. Tıpkı kendisi gibi.</p>
<p>Bu arada “Gnhnm” kendi bloğunda beni ödüllendirmiş. Bloğumu sevdiğini söylemiş. Kendisine teşekkür ediyorum. Bende sahibi olduğu http://gnhnm.blogspot.com adresindeki bloğunu ilgiyle takip ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evim Evim Güzel Evim</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/evim-evim-guzel-evim.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/evim-evim-guzel-evim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2009 18:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Çatalkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Sahil Bulvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Teleferik]]></category>
		<category><![CDATA[Üçkuylar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Mahalle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Üzerinden yaklaşık iki buçuk aylık bir süre geçti. Artık biz de yavaş yavaş Karşıyakalı olduk sayılır. Böyle bir evi gerçekten çok aradık. Bir buçuk ay boyunca her Allahın günü koca İzmir’i ev aramak için dolaştık resmen. Hem de yağmur çamur soğuk demeden. Üçkuyularından Çiğlisine kadar. Ama yine de sanırım bundan daha iyi bir ev bulamazdık.
Alsancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img title="Gökkuşağı İle Yanyanayız" src="http://img26.imageshack.us/img26/3389/003jjt.jpg" alt="Gökkuşağı İle Yanyanayız" width="300" height="225" /><p class="wp-caption-text">Gökkuşağı İle Yanyanayız</p></div>
<p>Üzerinden yaklaşık iki buçuk aylık bir süre geçti. Artık biz de yavaş yavaş Karşıyakalı olduk sayılır. Böyle bir evi gerçekten çok aradık. Bir buçuk ay boyunca her Allahın günü koca İzmir’i ev aramak için dolaştık resmen. Hem de yağmur çamur soğuk demeden. Üçkuyularından Çiğlisine kadar. Ama yine de sanırım bundan daha iyi bir ev bulamazdık.</p>
<p>Alsancak gibi merkezi bir yerden sonra böyle bir yere gelmek, içimde bir yalnızlık hissi uyandırdı. Alsancakta her türlü sürprize açıktınız. Yani hiç beklemediğiniz bir anda arkadaşınız, dostunuz çat kapı gelebiliyordu. Ya da “geçerken uğradık” diyebiliyorlardı. Ama burada böyle bir şey yok. Sonra ben fazla yol gitmeye alışmamışım. Arkadaşlarımla çoğunlukla Alsancakta takıldığımız için daha çok onlar gelirlerdi hep. Ama şimdi çoğunlukla değil, hep ben gidiyorum. Her şeye rağmen yeni evimiz gerçekten güzel bir yerde. Alsancaktan alıştığım o sessizlik ve sakinlik oradaki gibi olmasa da yine var. Tabi orada olmayıp da burada olan pek çok şey de var aslında. Mesela televizyonu tepe anteniyle rahatlıkla seyredebiliyorum burada. Tabi bunda sekizinci katta oturmanın da etkisi büyük. Alsancakta doğru düzgün güneşi göremiyormuşuz. Ama burada güneş sanki evin içinde doğuyor. Diğer taraftan çakan şimşekler ve çıkan gökkuşakları neredeyse evimizle aynı hizadalar.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><img title="Dışarıdan Evimiz" src="http://img26.imageshack.us/img26/7660/001xri.jpg" alt="Dışarıdan Evimiz" width="300" height="225" /><p class="wp-caption-text">Dışarıdan Evimiz</p></div>
<p>Abartmıyorum, buraya taşındığımız ilk iki üç hafta hiç uyuyamadım. Bu ne sıcaktır? Evin içi cayır cayır yanıyor. Odamdaki kaloriferi kapattım bana mısın demedi. Bir de kalorifer borularının zeminin altından geldiğini söylersem siz düşünün artık sıcağı. İlk önce yorganı attım üzerimden. Baktım yine sıcak. Üstümü başımı çıkardım öyle yattım, sanki yazmış gibi. Yine olmuyor. Hep sıcak hep sıcak. Kaloriferi kapattım. Yine yok. En son olarak camı açıp yatma fikri aklıma geldiyse de havaların biraz ısınmaya başlaması ve kapıcımızın kaloriferlerin sıcaklık derecelerini düşürmesiyle bu son yönteme fazla gerek kalmadı. Hayır anlayamadığım bir konuda; biz sekizinci kattayız. İlk katlarda oturanlar hiç mi bu sıcaktan rahatsız olmadılar? Gerçekten garip. Ayrıca anladım ki Alsancaktaki evimizde kaloriferler hiç doğru düzgün yanmıyormuş.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><img title="Sağ Taraf Manzaramız" src="http://img26.imageshack.us/img26/8356/002riz.jpg" alt="http://img26.imageshack.us/img26/8356/002riz.jpg" width="300" height="225" /><p class="wp-caption-text">http://img26.imageshack.us/img26/8356/002riz.jpg</p></div>
<p>Bir de evimizin büyüklüğü var. Eski evde mutfaktan çıkıp odama gelmem bir iki saniyemi alıyordu. Burada abartmıyorum rahatlıkla 10 saniye yol yürüyorum. Resmen yoruluyorum. Mutfakla benim odam aynı balkona açılıyor. Aslında odamın camından balkona çıksam oradan mutfağa girsem daha kısa yol giderim valla. Bir de manzaramız var. Yıllardır manzaralı bir balkonda oturmaya hasret kalmışız. Yeni Mahallede oturduğumuz ev Berlin duvarı gibi uzanan ve üzerinden metro geçen duvara bakıyordu. Alsancaktaki balkonumuz ise önümüzdeki tek katlı evin çatısına. Bol bol kedileri seyrediyorduk. Ama burada her şey farklı. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, Üçkuyular çevreyolu, Teleferik ve Çatalkaya gördüğümüz yerlerden bazıları. Sekizinci kat dile kolay. İlk başlarda balkon demirlerine bile yaklaşamıyorduk korkudan.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><img title="Salon" src="http://img26.imageshack.us/img26/2563/005lfe.jpg" alt="Salon" width="300" height="225" /><p class="wp-caption-text">Salon</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/evim-evim-guzel-evim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alsancak mı, Karşıyaka mı?</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/alsancak-mi-karsiyaka-mi.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/alsancak-mi-karsiyaka-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 15:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Şehitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kordon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[


Karşıyaka’ya taşınalı 2 ayı geçiyor. Bugün Karşıyaka çarşıda arkadaşım Taner ile otururken eski oturduğumuz yer olan Alsancaktaki piyasa ile Karşıyaka piyasasını bir mukayese ettik. Aslında hangisinin iyi olduğu çok da önemli değildi ama yine de elle tutulur bir sonuca ulaşmak istiyordum sanırım.


 
Hani hep derler ya Karşıyaka insanı kendisini diğer İzmirlilerden ayrı tutar. “Nerelisin?” diye sorulduğunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp mceIEcenter" style="TEXT-ALIGN: left">
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<div class="mceTemp" style="TEXT-ALIGN: left">
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 334px"><img class=" " title="Karşıyaka Çarşı" src="http://his.hurriyetemlak.com/_thumbnail/_th_3/200750/855330001197402442415568_0.jpg" alt="Karşıyaka Çarşı" width="324" height="265" /><p class="wp-caption-text">Karşıyaka Çarşı</p></div>
<p>Karşıyaka’ya taşınalı 2 ayı geçiyor. Bugün Karşıyaka çarşıda arkadaşım Taner ile otururken eski oturduğumuz yer olan Alsancaktaki piyasa ile Karşıyaka piyasasını bir mukayese ettik. Aslında hangisinin iyi olduğu çok da önemli değildi ama yine de elle tutulur bir sonuca ulaşmak istiyordum sanırım.</p></div>
</div>
</div>
<div class="mceTemp mceIEcenter" style="TEXT-ALIGN: left"> </div>
<div class="mceTemp mceIEcenter" style="TEXT-ALIGN: left">Hani hep derler ya Karşıyaka insanı kendisini diğer İzmirlilerden ayrı tutar. “Nerelisin?” diye sorulduğunda “İzmirliyim” değil de, “Karşıyakalıyım” der. Bunun neden böyle olduğunu çok merak etmiştim ilk başta. Ama Karşıyaka’ya gelince bunun biraz da doğru olduğuna şahit oldum. Arabamla Girne Bulvarında giderken kırmızı ışıkta durdum. 40’lı yaşlarda bir bayan tam karşıdan karşıya geçerken araçlara yeşil ışık yandı. Tabi bayanda yolun ortasında kalmış oldu. Bende bayanın geçmesi için bana yeşil yanmasına rağmen bir süre bekledim ve hiç beklemediğim bir şekilde bayan bana dönüp başını aşağı yukarı indirerek teşekkür etti. İşte o zaman anladım ki Karşıyaka’da gerçekten bazı şeyler farklı. Bunca yıldır böyle bir şeye ilk defa şahit olmuş ve şaşırmıştım. Çünkü araba kullanan birinin başına böyle bir durum arada sırada gelir. Ama karşıma hiç de dönüp bunun için bana teşekkür eden birisi çıkmamıştı.</div>
<div class="mceTemp"> </div>
<div class="mceTemp">Alsancak, hem adı hem de merkezi bir yer olması itibariyle insanın kulağına daha cazip bir yer olarak geliyor. Tabi Kordon’da Alsancakta olduğu için. Sizde mutlaka Alsancakta bir yerde otururken yan masadaki bayanın telefonda “Ay canım bizde Alsancaktayız, Kordonda oturuyoruz” şeklindeki biraz da hava atar cinsteki konuşmasına şahit olmuşsunuzdur. Çünkü Alsancakta, özellikle de Kordonda bir yerlerde oturmak insanlar için hep cazip olmuştur. Çünkü orası sosyetenin de merkezidir. Orada oturmak her insanın harcı değildir çünkü. Hoş ben 5 yıl oturdum ama bir faydasını da görmedim açıkçası. Alsancak özellikle üniversiteli gençliğinde en önemli mekanlarından. İpini koparan Alsancağa geliyor lafı burada aslında cuk oturur. Özellikle Kıbrıs Şehitleri Caddesi bu genç kitleden nasibini oldukça almıştır. Hal böyle olunca biraz yetişkinlerde ister istemez kendilerini Kordon’a doğru yönlendirirler. Tabi Kordondaki çimenleri kastetmiyorum. Çünkü çimenlerde yaz gelince bu bahsettiğim genç kitlenin işgaline uğruyor. Ama genel anlamda piyasanın Karşıyaka’dan daha hareketli olduğunu kabul etmek gerek.</div>
<div class="mceTemp"> </div>
<div class="mceTemp">
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 345px"><img class=" " title="Alsancak Kıbrıs Şehitleri" src="http://www.resimvadisi.com/data/media/396/Kbrs_ehitler_Cd..jpg" alt="Alsancak Kıbrıs Şehitleri" width="335" height="249" /><p class="wp-caption-text">Alsancak Kıbrıs Şehitleri</p></div>
<p>Karşıyaka insanından mıdır bilinmez ama daha naif bir yer gibi geldi gözüme. Zaman içinde belirli dönemlerde gelmiştim buraya ama hiç de öyle alıcı gözüyle bakmamıştım. Alsancaktaki Kıbrıs Şehitleri Caddesi ile Karşıya Çarşıyı karşılaştırdığımda çok büyük farklar gözüme çarpıyor. En önemlisi yukarıda da bahsettiğim yaş ortalaması. Karşıyaka’da daha orta yaşlı bir kitle var. Karşıyaka çarşıda oturup bira içebilecek çok fazla yer yok. Genelde o tarz yerler vapur iskelesinin karşı tarafında yol boyunca uzanmış şekilde yerleşmişler. Buna rağmen çarşı içinde oturup da karın doyurabilecek çok çeşitli yerler var. Mesela canınız balık istediğinde oturup yiyebiliyorsunuz. Ama Kıbrıs Şehitlerinde böyle bir yer yok. Ya da Karşıyaka çarşıda yan yana 3 kokoreççi görebiliyorsunuz. Yine çarşıda Kıbrıs Şehitlerine oranla çok fazla alışveriş mağazası var. Gerek giyecek gerekse yiyecek olsun.</p></div>
<div class="mceTemp"> </div>
<div class="mceTemp">Bir diğer nokta da otopark meselesi. Alsancakta arabanızı park edebileceğiniz otopark sayısı çok daha fazla. Ama Karşıyaka’da özellikle de Çarşıyı gezmek istiyorsanız arabanızı ya vapur iskelesinin yanındaki otoparka ya da anca çarşıdan yürüyerek 10-15 dakika uzaklıkta bulabileceğiniz bir sokak arasına park etmeniz gerekiyor. Yoksa arabanızla sokak sokak dönüp dolaşırsınız. Velhasıl, benim şimdilik gözüme çarpan farklılıklar bunlar. Hangisi daha iyi diye sorarsanız, galiba yine de Alsancak diyeceğim. Sanırım adı bile yetiyor.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/alsancak-mi-karsiyaka-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
