<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MemoBlog &#187; Caner Kerimoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.mehmetperdeci.com/tag/caner-kerimoglu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmetperdeci.com</link>
	<description>Kişisel Bir Blog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 14:39:32 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Caner Kerimoğlu: Yumuşak G Bizimdir</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/caner-kerimoglu-yumusak-g-bizimdir.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/caner-kerimoglu-yumusak-g-bizimdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 23:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Can Gürzap]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Uğur]]></category>
		<category><![CDATA[Radikal Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak G Bizimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıda, Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nde Yardımcı Doçent olan arkadaşım Caner Kerimoğlu&#8217;nun yazmış olduğu ve iki bölüm olan &#8220;Yumuşak G Bizimdir&#8221; adlı yazısını bulabilirsiniz. Bu yazı Radikal Gazetesi&#8217;nde de yayınlanmıştı.
Yumuşak G Bizimdir &#8211; 1
“Bizim sorunumuz sokaktaki Ahmet amca ile değil, görevleri gerektirdiği halde Türkçeyi konuşamayanlar”
Radikal İki&#8217;de yayınlanan &#8220;İstanbul Türkçesi ve Ğ&#8221; başlıklı yazısında Fuat Uğur, &#8220;Dile yön [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıda, Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nde Yardımcı Doçent olan arkadaşım Caner Kerimoğlu&#8217;nun yazmış olduğu ve iki bölüm olan &#8220;Yumuşak G Bizimdir&#8221; adlı yazısını bulabilirsiniz. Bu yazı Radikal Gazetesi&#8217;nde de yayınlanmıştı.</p>
<p><strong>Yumuşak G Bizimdir &#8211; 1</strong></p>
<p><strong>“Bizim sorunumuz sokaktaki Ahmet amca ile değil, görevleri gerektirdiği halde Türkçeyi konuşamayanlar”</strong></p>
<p>Radikal İki&#8217;de yayınlanan &#8220;İstanbul Türkçesi ve Ğ&#8221; başlıklı yazısında Fuat Uğur, &#8220;Dile yön veren devlet kurumları İstanbul Türkçesini esas alıyorsa, bu lehçe neden okullarda eğitim olarak verilmiyor?&#8221; diye soruyordu. Her şeyden önce Fuat Bey&#8217;e Türkçe konusundaki hassasiyeti için teşekkür edelim. Fuat Bey yazısında ilk olarak Türkçe&#8217;nin yazıldığı gibi okunduğu ya da okunduğu gibi yazıldığı konusunda yaygın bir kanı olduğunu ama bunun gerçekte böyle olmadığını, bazı seslerin (özellikle ğ) yazı dilimizin dayandığı İstanbul Türkçesinde yok sayıldığını belirtiyor ve bunu Fransızca&#8217;daki &#8216;h&#8217; sesinin yazılıp okunmamasına benzetiyor. Okullarda İstanbul Türkçesi&#8217;ndeki bu tür ses düşürme veya değiştirme özelliklerinin verilmesi gerektiğini savunuyor. Zaten dile yön veren televizyon ve tiyatrolar aracılığıyla güzel konuşma eğitiminin halkın bilinçaltına yerleştirilmeye çalışıldığını ama okullarda bu eğitim verilmediği için sokakta İstanbul Türkçesi dışında bir Türkçe konuşulduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Fuat Uğur&#8217;un geçen hafta söylediklerini bu şekilde özetledikten sonra kendi görüşlerimize geçelim. Fuat Bey şundan emin olsunlar ki, Türkçe yazıldığı gibi okunan ya da okunduğu gibi yazılan bir dildir. Bu konuda Fransızca, İngilizce gibi dillerle karşılaştırılamaz bile. Yazı dilimizin dayandığı İstanbul Türkçesinde bazı seslerin düşürülmesi ya da değiştirilmesine gelince&#8230; Fuat bey bu konuda güzel örnekler veriyor: Yazı dili(yd) geleceğim, İstanbul Türkçesi (it) gelicim; yd geleceksin, it geliceksin, yd gelmeyeceğim, it gelmicem; yd bir dakika, it bi dakika vb&#8230; Bu kelimelerden sonra da &#8220;Öyleyse ben Casio&#8217;yu tam menfaatine uygun olan bu yola doğrultmakla neden hain olayım?&#8221; cümlesinin İstanbul Türkçesi&#8217;ne uygun olarak şu şekilde söylenmesi gerektiği ifade edilmiş: &#8220;Öyliyse ben Casio&#8217;yu tam menfaatine uygun olan bu yola doorultmakla neden hain oliim?&#8221;</p>
<p><strong>Dil Canlıdır, Değişir.</strong>İnsanoğlu, en basit ve doğru tanımıyla bir iletişim aracı olan dili kullanırken en kısa yoldan meramını karşısındakine aktarmayı amaçlar. Bunu yaparken de söylemekte zorlandığı sesleri düşürür ya da değiştirir. Diller tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bugün sokakta geliyom olarak kısaltılan geliyorum kelimesi 14-15. yüzyıllara ait metinlerde geleyorırvan şeklindeydi. Yani bugün yazıya geçirdiğimiz şekiller de aslında daha önceki şekillerin değişmesiyle oluştu. Bu değişim devam edecek. Fakat konuşma dilindeki her değişiklik hemen yazıya geçmez. Çünkü yazı tutucudur. Konuşma dilindeki her değişiklik yazıya geçirilirse bir iletişim aracı olan dil bu özelliğini yitirir. Her dilde konuşma ve yazı dili arasında bir farklılık vardır. Ama Türkçe bu konuda sabıkası (bu bir sabıka ise) en az olan dillerden ve biz yazı dili ile konuşma dili arasındaki farkları okullarda öğretmeye kalkarsak, gramerini doğru dürüst öğretemediğimiz Türkçeyi, yazma ve konuşma konusunda da büyük sorunların içine atmış oluruz. Ayrıca Fuat beyin verdiği örnekler sadece İstanbul Türkçesi için geçerli değildir. İzmir&#8217;in köyündeki çiftçi Ahmet amca da gelmicem, gitmicem der. Bu meramını en kısa yoldan, en çabuk şekilde ifade etmenin bir sonucudur. Bunun için eğitime gerek yoktur. Yazı dilimizin İstanbul Türkçesine dayandırılmasının sebebi Türkçenin en güzel burada konuşuluyor olmasıydı. Eski İstanbul beyefendileri ve hanımefendileri &#8216;gelmeyeceğim&#8217;i ısrarla &#8216;gelmeyeceğim&#8217; şeklinde telaffuz ettikleri için Türkçeyi güzel konuşuyorlardı, doğrultmaya &#8216;doorultma&#8217;, bir dakikaya &#8216;bi dakka&#8217; dedikleri için değil. Bugün İstanbullular farklı konuşuyor, okullarda da buna uyulsun ki sokakta İstanbul Türkçesi konuşulsun gibi bir önerinin hayata geçme ihtimali bile olamaz. Dil insanlar gibi canlı bir varlıktır, gelişir, değişir. İstanbullular bugün &#8216;gelmiycekler&#8217; derken, 100 &#8211; 150 yıl sonra &#8216;gemicekler&#8217; demeye başladığında okullarda bu kez bunun eğitimini mi vermeye başlayacağız? Kaldı ki taksi şoförü Ahmet günlük koşuşturma içerisinde asla İstanbul Türkçesine uymayı düşünmez. Almanya&#8217;daki manav Hans ya da İngiltere&#8217;deki kasap John da en mükemmel Almanca ya da İngilizce ile konuşma telaşında değildir. Bu böyle olmalıdır demek istemiyorum, onlar işleri gereği bu tür bir sorumluluğu taşımak zorunda hissetmezler kendilerini. Bu sorumluluğu asıl taşıması gerekenler, tiyatrocular, televizyoncular, radyoculardır.</p>
<p>Dil ile sıkı bir ilişki içerisinde olup konuşmaları halk tarafından örnek alınan kişiler bu sorumluluğu taşımak zorundadırlar. Dil eğitimini çok iyi almaları gerekir. Ama Fuat beyden öğreniyoruz ki TRT ve devlet tiyatrolarına bu eğitim için gelenlere söylenen ilk şey &#8220;Türkçe yazıldığı gibi okunmaz.&#8221; Konservatuvarda okuyan bir arkadaşım, &#8220;Diksiyon hocamız &#8216;değil&#8217;i &#8216;diil&#8217; biçiminde telaffuz etmemizi istiyor&#8221; dediğinde bunu o hocanın cahilliğine vermiştim. Fuat beyin şu sözleri bunun bilinçli, planlı bir şekilde yapıldığını ispatlıyor: &#8220;İstanbul lehçesini televizyonculuk deneyimimin başladığı sırada aldığım dört aylık kursun başladığı tarihe dek bilmiyordum ve bize orada söylenen ilk şey &#8216;Türkçe okunduğu gibi yazılmaz ya da yazıldığı gibi okunmaz&#8217; şeklindeydi.&#8221; Bu da gösteriyor ki bizim sorunumuz sokaktaki Ahmet amca ile değil, görevleri gereği güzel Türkçe konuşmak durumunda olanların aldıkları &#8216;İstanbul Türkçesini güzel konuşma kursları&#8217; sonucunda Türkçeyi konuşamamaları.</p>
<p><strong>Yumuşak G Bizimdir &#8211; 2 </strong></p>
<p><strong>Biz Türkçenin gramerini doğru dürüst öğretebilmiş değiliz. İmla konusunda bile bir sürü tartışma var. Bunlara ek olarak, çocuklara yazı dili ile konuşma dili arasındaki farkları öğretmeye kalkarsak, işin içinden çıkamayız.</strong></p>
<p>19 Mayıs 2002 tarihli Radikal İki&#8217;de &#8220;Yumuşak G Sizin Olsun&#8221; başlıklı yazısıyla ağzımın payını veren ünlü sanatçımız ve yeni &#8220;fonetik uzmanımız&#8221; sayın Can Gürzap&#8217;a teşekkür ederim. Böyle bir yazıya ihtiyacım vardı doğrusu. Türkçe&#8217;de kaç sesin bulunduğunu, nerelerde benzeşme görüldüğünü, &#8220;kaynaştırma&#8221;nın nasıl gerçekleştiğini bu yazı sayesinde öğrendim. &#8220;Türkçeyi en iyi bilen ve konuşan sanatçılar ve eğitmenlerin görev yaptığı (Sayın Gürzap&#8217;ın ifadesi) Dialog adlı eğitim kurumunda&#8221; ders veren Sayın Gürzap, bu kurumda eğitim alan Fuat Uğur&#8217;u eleştirdiğim yazıma çok kızmış. Beni Fuat beye hakaret etmekle suçluyor. Oysa yazımda Fuat beye kişisel bir saldırı söz konusu değildi. Sadece görüşüne katılmadığımı ifade etmiştim. Buna karşılık Sayın Gürzap&#8217;ın yazısı baştan sona hakaret dolu. Radikal okurlarından ve lise eğitimine geri dönmemi öneren Sayın Gürzap&#8217;tan özür dileyerek cevap hakkımı kullanıyorum.</p>
<p>Can bey yazısının girişinde yazımın çelişkiler ve anlatım bozukluklarıyla dolu olduğunu belirttikten sonra (nedense bu çelişkileri göstermemiş) fonetik bilimi konusundaki engin bilgilerini bizlerle paylaşmış. Bu bilgilerin yazımla ne ilgisi olduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Çünkü ben yazımda darlaşmaların ve ses düşürmelerinin konuşma dilinde ortaya çıkmadığı şeklinde bir görüşü savunmadım. Tam tersi bunların sık sık olduğunu belirttim. Bu büyük fonetik uzmanı karşısında haddimi aşma pahasına da olsa, verilen bazı bilgilerin yanlış olduğunu ifade etmek isterim.</p>
<p><strong>Aaa! Anlatım Bozukluğu </strong><br />
1. Sayın Gürzap&#8217;ın &#8220;benzeşme&#8221; tanımını fonetik bilimine yeni bir katkı kabul edip sizlerle paylaşmak istiyorum: &#8220;Bir ses yanındaki sesin etkisi altında kaldığı zaman bir-iki sesten birinde değişme olur.&#8221; (Aaa! Anlatım bozukluğu) Verilen örneklerden bazıları da şunlar: &#8220;nka, Ankara; nke, denk; nf menfaat&#8221; Önce şu tanımı düzeltelim:<br />
&#8220;Benzeşme: Bir sesin çıkış yeri ya da biçimi açısından bir başka sese benzer ya da eş duruma getirilmesi olayıdır.&#8221; (Prof. Dr. Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, 2. cilt, Ankara, 1998 48.s.) Verilen örnekleri sağdan okudum, soldan okudum ama bahsedilen değişmeye rastlamadım. Benzeşmeye doğru örnekler verelim ki Radikal İki&#8217;yi okuyan öğrenciler sınavlarda düşük not almasınlar: Farsça penbe / Türkçe pembe ; Arapça menba / Türkçe memba, Ar. anbar / Tü. ambar</p>
<p>2. &#8220;Yazı dili 29 harf olmasına rağmen, konuşma dilimizde 48 ses vardır&#8221; dendikten sonra Türkçe&#8217;de dört ayrı n sesi olduğu ifade edilmiş. Bu dört n için şu örnekler var: nka Çankaya; nke renk; nf konfor; ny manyak. Bu yöntemle Türkçe&#8217;deki seslerin sayısını yüze çıkarabiliriz. Her ses yanındaki sese göre elbette bir farklılık gösterir. d sesi &#8220;deniz&#8221; kelimesinde ince ünlü yanında farklı, &#8220;dayak&#8221; kelimesinde kalın ünlü yanında farklıdır. Fakat bu onların yeni bir ses olduğu anlamına gelmez. n sesine gelince&#8230; Bugün işaretlemediğimiz bir n sesi vardır, bu da nazal n (§) sesidir. Harf devriminden önce kullandığımız Arap alfabesinde gösterilen bu ses, bugün kullandığımız Latin alfabesinde gösterilmiyor. Latin alfabesi kullandığımız alfabeler içinde Türkçe&#8217;ye en uygun olanı. Gürzap, Latin alfabesiyle gösteremediğimiz ses sayısını yaklaşık 20&#8242;ye çıkarıyor. Bu sayı, çok önemli çalışmalar sonucunda ulaşılmış bir sayı olsa gerek!</p>
<p>3. Yazımı, anlatım bozuklukları ile dolu olduğu gerekçesiyle eleştiren Can beyin şu ifadesine dikkat: &#8220;Eylem ve eylemsi ekler olan -a, -e, -an, -en, -arak, -erek, -acak, -ecek ekleri..&#8221;. &#8220;Eylem ve eylemsi ekler&#8221;. Buradaki anlatım bozukluğunu bakalım kim bulacak?</p>
<p>4. Sayın Gürzap ğ sesinin çıkartılamayacağını, bu nedenle bu sesin yanındaki ünlülerin uzayacağını savunuyor. ağlamak= aalamak, boğmak= boomak. Bu sesin tam olarak çıkartılmaması ünlünün uzatılacağı anlamına gelmez. &#8220;Cahil&#8221; kelimesindeki uzun a sesini, ağlamak kelimesinde asla duyamayız. (Türkçe&#8217;de uzunluk konusunu merak edenlere güzel bir kitap: Prof. Dr. Talat Tekin, Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler.)</p>
<p><strong>Kuralları Kim Belirler? </strong><br />
       5. Dilbilimde &#8220;kaynaşma, kaynatma, kaynaştırma&#8221; terimleri artık kullanılmıyor. &#8220;y&#8221; sesi de &#8220;kaynaştırma harfi&#8221; değil, &#8220;yardımcı ünsüz&#8221;dür.</p>
<p>6. Can bey &#8220;yazı dilinde bazı kurallar varsa, konuşma dilinde de bazı kurallar vardır ve bunlar saptanmıştır&#8221; diyor. Asıl sorun burada. Bu kuralları kim saptıyor? Tiyatrocu ve televizyoncu olmak bu kuralları belirlemek için yeterli midir? Bu belirlenen kurallara göre &#8220;geleceğim&#8221;i geliciim, &#8220;bir dakika&#8221;yı bi dakka şeklinde mi telaffuz edeceğiz? Tek doğru bu mudur?</p>
<p>7. Sayın Gürzap yazımı iyi okumamış olacak ki &#8220;insanoğlu en basit ve doğru tanımıyla bir iletişim aracı olan dili kullanırken en kısa yoldan meramını karşısındakine anlatmayı amaçlar&#8221; şeklindeki ifademi, dilin zenginliğini, estetiğini, derinliğini yok sayan bir ifade olarak değerlendirmiş. Bu cümleyi çekip aldığınızda bu sonucu çıkarırsınız. Ancak bu ifade yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark açıklanırken geçmişti ve özetle şu savunuluyordu: Her dilde yazı dili ile konuşma dili arasında bir fark vardır. Bunun nedeni, yazı dilinin tutucu, konuşma dilinin değişken olmasıdır. Günlük hayatta yazı diline uyayım endişesi taşımayız, söylemekte zorlandığımız sesleri değiştirir, düşürürüz. Bu, her dilde böyledir. Fakat Türkçe bu konuda İngilizce ve Fransızca gibi dillere göre şanslıdır. Çünkü yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark bu dillere göre daha azdır.</p>
<p>8. Fuat beyi eleştirmemin nedeni, bu farklılıkların okullarda öğretilmesini önermesiydi. Bunun doğru olmayacağını savundum. Çünkü biz Türkçe&#8217;nin gramerini doğru dürüst öğretebilmiş değiliz. İmla konusunda bile bir sürü tartışma var. Bunlara ek olarak, çocuklara yazı dili ile konuşma dili arasındaki farkları öğretmeye kalkarsak, işin içinden çıkamayız. Bu açıklamalardan sonra, oyunculuğunu büyük bir zevkle izlediğimiz Sayın Can Gürzap&#8217;ı sakin olmaya davet ediyorum. Bu satırların yazarı, Sayın Gürzap gibi, bir tiyatro star&#8217;ı, iyi bir oyuncu, iyi bir öğretim üyesi, iyi bir fonetik uzmanı değil. Kendi köşesinde dil ile ilgilenen bir fani. Bilginin değerini bilen ve bilgiye saygı duyan bir fani. Farklı düşünenleri bilgisizlikle suçlayıp lise eğitimine geri dönmeye çağıramayacak kadar fani birine niye bu kadar sinirlenilir ki?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/caner-kerimoglu-yumusak-g-bizimdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/turkce.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/turkce.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 22:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[MSN]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıyı okuyorsanız eğer, muhtemelen gün içinde internette de az çok vakit geçiriyorsunuz demektir. Belki de herhangi bir foruma da üyesinizdir. Peki, internet ortamında kullanılan Türkçeye hiç dikkat ettiniz mi? Gerçi sosyal hayatımızda da Türkçeyi tam anlamıyla kurallarına uygun olarak konuşmuyoruz. Ama sadece yazıları kullanarak iletişim kurduğumuz internet ortamında marifetmiş gibi dilimizi bilerek katlediyoruz ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img title="Türkçe" src="http://img526.imageshack.us/img526/9247/1234r.jpg" alt="Türkçe" width="150" height="200" /><p class="wp-caption-text">Türkçe</p></div>
<p>Bu yazıyı okuyorsanız eğer, muhtemelen gün içinde internette de az çok vakit geçiriyorsunuz demektir. Belki de herhangi bir foruma da üyesinizdir. Peki, internet ortamında kullanılan Türkçeye hiç dikkat ettiniz mi? Gerçi sosyal hayatımızda da Türkçeyi tam anlamıyla kurallarına uygun olarak konuşmuyoruz. Ama sadece yazıları kullanarak iletişim kurduğumuz internet ortamında marifetmiş gibi dilimizi bilerek katlediyoruz ve farkında olmadan bu katlediş gün içindeki konuşmalarımıza da yansıyor.</p>
<p>Bunun hakkında biraz düşündüm. İnsanlar kendi dillerini neden bilinçli bir şekilde bozarlar? Sanırım önemsememekten kaynaklanmakta… Özellikle genç nesil bunun bilincine varabilmiş değil. “yaw, nbr, mrb, ok, bye” başta olmak üzere şu anda aklıma gelmeyen bu tarz kelimeler internette oldukça sık kullanılmakta. Hatta bu kelimelerin çoğunlukla msn yazışmalarında kullanılmasından dolayı bunlara “MSN Türkçesi” de diyebiliriz. Üyesi olduğum bazı forumlarda bu tarz kullanıma oldukça büyük bir tepki var. Hatta bazılarında hiçbir uyarı yapılmadan kullanıcının üyeliği iptal ediliyor. İşin daha da kötüsü, yukarıda da bahsettiğim gibi, bu genç neslin internet ortamında kullandığı bu dili sosyal yaşantısında da kullanması. Sorun bu noktada daha da vahim bir hale geliyor.</p>
<p>Şu anda DEÜ&#8217;de Yrd. Doçent olan arkadaşım Caner’in aynı lisede çalıştığımız yıllarda sınav kağıtlarına bakmıştım. Hem içerik olarak hem de bu tarz yazıları yakalayabilirim belki diye. Ne yazık ki lise çağındaki gençler yazılı halde olsa bile bir şeyleri anlatmakta oldukça zorlanıyorlar. Bunun için, yazılı kağıtlarındaki cevapların içeriğini bir tarafa bırakarak kullanılan kelimeler üzerinde odaklandım ve bahsettiğim MSN Türkçesi’nin yazılı kağıtlarına bile girdiğini gördüm. Öğrencinin biri “Arkadaşım akşam bana msj atmış” şeklinde bir cümle yazarken bir diğer öğrenci de “Kimse ile iddaaya girmem” demiş.</p>
<p>Bu yanlış kullanımın internet ortamından çıkıp kişinin sosyal hayatına girmiş olması, hele hele öğrencilerin yazılı kağıtlarına bile girmesi, işin ne kadar da vahim olduğunu gösteriyor bize. Okullarda dilbilgisi ne kadar öğretilirse öğretilsin, msnde yazışırken ya da internet ortamında kullanılan kelimelerin insanın aklında daha çok yer ettiği kesin. Buna nasıl bir önlem alınabilir, orası tabi Milli Eğitim Bakanlığı’nı ilgilendiriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/turkce.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kesit</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 18:38:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[Berk Tetik]]></category>
		<category><![CDATA[Bornova]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Concorde]]></category>
		<category><![CDATA[Desem]]></category>
		<category><![CDATA[Gnhnm]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Park]]></category>
		<category><![CDATA[Kumpir]]></category>
		<category><![CDATA[Maket]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Kerimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yerde Fıstık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden televizyonda kanalların birinde Gerçek Kesit adında bir program vardı. Her ne kadar yazımın bu programla ilgisi olmasa da isminin bir kısmını yazımın başlığı olarak kullanabilirim. Sonuçta burada anlatacaklarım hayattan bir kesit. Gerçi bu kadar açıklama yapınca sanki çok önemli şeylerden bahsedecekmişim gibi oldu ama pek de öyle değil. Her zaman bahsettiklerim sonuçta.
Pazar günü yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><img title="Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu" src="http://img15.imageshack.us/img15/1568/tanerk.jpg" alt="Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu" width="200" height="150" /><p class="wp-caption-text">Karanlıklar Prensi Taner Kerimoğlu</p></div>
<p>Eskiden televizyonda kanalların birinde Gerçek Kesit adında bir program vardı. Her ne kadar yazımın bu programla ilgisi olmasa da isminin bir kısmını yazımın başlığı olarak kullanabilirim. Sonuçta burada anlatacaklarım hayattan bir kesit. Gerçi bu kadar açıklama yapınca sanki çok önemli şeylerden bahsedecekmişim gibi oldu ama pek de öyle değil. Her zaman bahsettiklerim sonuçta.</p>
<p>Pazar günü yine arkadaşım Taner’le birlikte güzel bir öğleden sonra geçirdim. Hava her ne kadar kapalı ve yağmurlu da olsa… Taner önümüzdeki günlerde askere gideceği için zamanı ve mekanları limitine kadar kullanma konusunda oldukça istekliydi. İlk başta Karşıyaka “Yerde Fıstık’da” birer bira içtik. Bu arada Taner’in bazı işlerinin hallolmasını bekliyorduk. O işler de bitince ne yapalım dedik? Ver elini Küçük Park. Orada da oturup birer çay içtik. Ama Taner’i ortamlar bir türlü kesmiyordu. Havanın kararmasıyla da birlikte ne yapalım soruları da gittikçe sık sorulmaya başlandı. Hadi o zaman Alsancak’a. Eski göz ağrım ne de olsa. Arabayı Desem’in otoparkına bıraktıktan sonra başladık bir güzel yürümeye. Ama şu “ne yapalım?” sorusundan da bir türlü kurtulamadık. Biraz yürüdükten sonra bir yerde oturup kumpir yemeye karar verdik. Kumpir de oldukça güzelmiş. Nasıl yediğimi hatırlamıyorum bile.</p>
<p>Taner’in abisi Caner de şu anda Aksaray’da askerde. Sanırım gelmesine bir aydan kısa bir süre var. Bir anda iki kardeş birden askerde olacak düşünsenize. O gün Caner’le de telefonda kısa bir görüşmemiz oldu. Sesi iyi geliyordu. Keyfi de yerindeydi tertibimin.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><img title="Revell 1:144 Concorde Maketim" src="http://img15.imageshack.us/img15/2784/concorde.jpg" alt="Revell 1:144 Concorde Maketim" width="200" height="150" /><p class="wp-caption-text">Revell 1:144 Concorde Maketim</p></div>
<p>Neyse güzel bir gündü velhasıl. Resimdeki kuşu da yanılmıyorsam iki yıl kadar önce bir servet vererek almıştım. Yarın yaparım, yarın yaparım diye ilk başlarda biraz erteledim. Sonra bir gün kutuyu açtım. Bir de ne göreyim? Nasıl bir şeydir bu? Ben bunu yapamam ki. İrili ufaklı bir sürü parça. Gözüm korktu anlayacağınız. Yapmaya bir türlü cesaret edemiyorum şimdi. Bir de o kadar ufak parçaları var ki; bir tanesi kaybolduğu anda gerçekten bu maket hiçbir işe yaramaz.</p>
<p>Ben bu maket olayının bu kadar da zor olduğunu bilmiyordum. Hadi parçaları birleştirdiniz. Maketin üzerine yapıştıracağınız dekaller de ayrı bir eziyet konusu. Eskiden pul biriktirirdim. Pulu zarfından ayırmak için de suyun içinde bir süre bekletir ve zarftan ayrılmasını sağlardım. İşte bu maketin de dekalleri bu mantıkla yapıştırılıyor. Yani dekalleri önce suyun içinde bekletip kağıdından ayrılmasını sağlıyorsunuz. Ayrıldıktan sonra bir cımbız vasıtasıyla itinayla alıp uçak üzerine yapıştırıyorsunuz. Tabi bunu yaparken dekalin yırtılmasına ve kopmamasına dikkat ediyorsunuz. Yahu anlatırken bile insan daralıyor. Tabi boyama işi var bir de. Usta hobiciler gerçek uçakların üzerindeki kir ve izleri bile bu maketler üzerine birebir yapabiliyorlar. Ama o artık bizi fazlasıyla aşar. Bir gün cesaretimi toplayıp maketi mundar etmeden yapmayı düşünüyorum. Ne zaman? Bir gün işte.</p>
<p>Bu blog işine ilk giriştiğimde yazılarını dikkatle okuduğum bir kişi vardı. Adı Berk Tetik’ti. Kendisiyle yüz yüze hiç muhabbetim olmadı. Berk Tetik adını yanılmıyorsam 2000 yılının başında bir bilgisayar dergisi ile birlikte verilen cd’nin içindeki mp3 formatındaki şarkı sayesinde duymuştum. Çok garip bir şarkıydı ama güzeldi. Söyleyen kim? Berk Tetik. Yıllar sonra Berk, yönetiminde yer aldığım müzik sitesine üye olmuş. Bende kendisini tanıdığımı söyledim. Söylediğine göre onu tanıyan ender kişilerdenmişim. O zamanlar bir bloğu vardı. Gerçi hala var ama yaklaşık iki yıldır hiç dokunmamış. Oysaki yazıları gerçekten çok ilginç ve sürükleyiciydi. Tıpkı kendisi gibi.</p>
<p>Bu arada “Gnhnm” kendi bloğunda beni ödüllendirmiş. Bloğumu sevdiğini söylemiş. Kendisine teşekkür ediyorum. Bende sahibi olduğu http://gnhnm.blogspot.com adresindeki bloğunu ilgiyle takip ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/kesit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
