<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MemoBlog &#187; Commodore 64</title>
	<atom:link href="http://www.mehmetperdeci.com/tag/commodore-64/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmetperdeci.com</link>
	<description>Kişisel Bir Blog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 01:59:05 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Serkan Aktaş</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/serkan_aktas.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/serkan_aktas.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 22:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Amiga]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Commodore 64]]></category>
		<category><![CDATA[Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmit]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Metallica]]></category>
		<category><![CDATA[Revolver]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[TCDD]]></category>
		<category><![CDATA[Zardanadam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=607</guid>
		<description><![CDATA[Bu çocuğu size nasıl anlatsam bilemiyorum. Herhalde kendisi hiperaktifliğin son noktasıydı. Hayatımda tanıdığım en hiperaktif arkadaşımdı. 8 – 9 yaşlarındaydık. Ne zaman onlara gece oturmasına gitsek ya da onlar bize gelseler acayip atraksiyonlara girişirdik. Onun kadar olmasa bile bende ona ayak uydurmaya çalışırdım çoğu zaman. Ama kendisinin dolabın üzerine çıkıp oradan koltuğa balıklama atlayışını yapmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu çocuğu size nasıl anlatsam bilemiyorum. Herhalde kendisi hiperaktifliğin son noktasıydı. Hayatımda tanıdığım en hiperaktif arkadaşımdı. 8 – 9 yaşlarındaydık. Ne zaman onlara gece oturmasına gitsek ya da onlar bize gelseler acayip atraksiyonlara girişirdik. Onun kadar olmasa bile bende ona ayak uydurmaya çalışırdım çoğu zaman. Ama kendisinin dolabın üzerine çıkıp oradan koltuğa balıklama atlayışını yapmaya bir türlü cesaret edemedim.</p>
<p>İlerleyen zamanlarda, yani ergenlik dönemlerimizin başlarında müziğe merak sardık. Metallica dinlemeye başladık. Elimize geçen kasetleri birbirimize kopyaladık. Hatta çoğu zaman aramızda “ben daha çok biliyorum, sen daha az biliyorsun” şeklinde çatışmalar da oldu. Müzik konusunda hep birbirimize bir üstünlük kurma çabasındaydık. Serkan bir org alarak benden bir adım öne geçmişti. Ama çaldığını hatırlamıyorum. Ne de olsa dinlediğimiz müzik türüyle kel alaka bir enstrümandı.</p>
<p>Müzik konusundaki üstünlük kurma çabalarımız, aynı şekilde Commodore 64 ve Amiga 500 arasında hangisinin daha iyi olduğu tartışmalarıyla devam etti. Benim Commodore’umun onun Amiga’sından daha iyi olduğunu savunurdum ben. Bunun doğru olmadığını bende biliyordum aslında. Ama onu kızdırmak hoşuma gidiyordu. Hatta çoğu zaman benim onla dalga geçtiğimi anlayıp gülerek bana saldırdığı bile oluyordu.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 360px"><img title="Serkan Aktaş" src="http://img5.imageshack.us/img5/9467/serko.jpg" alt="Serkan Aktaş" width="350" height="412" /><p class="wp-caption-text">Serkan Aktaş</p></div>
<p>Serkanla çok iyi arkadaştık. Kendisi futbolun “f”sinden anlamıyordu. Fakat buz gibi kış akşamlarında okul çıkışı kendisiyle teketek maçlar yapıyorduk. Soğuktan boğazımız yanana kadar. Ama ikimizde çok eğleniyorduk. Ben mahalledeki diğer arkadaşlarla maçlar yaparken, Serkan ise sadece benle teketek maç yapmak istiyordu. Bu bakımdan futbol konusunda ben daha iyiydim. (Şimdi fark ettim: Yıllar sonra bile hala ona bir üstünlük kurma çabasındayım gördüğünüz gibi)</p>
<p>Sonra biz İzmir’e taşındık ama arkadaşlığımız telefonla da olsa seyrek görüşmelerle devam ediyordu. Birkaç yıl sonra eski mahallemizi ziyaret için İzmit’e gittik. Gece tek başıma evlerine gittim ve kapıyı çaldım. Serkan beni görünce acayip şekilde mutlu olmuştu. Hemen eski mevzulara girdik tabi. Sanki en son daha dün görüşmüş gibiydik. Onların evine tekrar girdiğim anda eski çocukluk anılarım canlandı birden gözlerimde. Evlerinin çok farklı bir havası vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde dışarı çıktık. Hava yine buz gibiydi. Yürümeye başladık. Bir taraftan da ona İzmir’i anlatıyordum. Sonra Serkan bir garip oldu. Onca yıldır tanıyordum ama ilk defa böyle bir şeye şahit olmuştum. Adam kaşınıyordu. Vücudunun ön tarafını var gücüyle kaşıyordu. Montunun önünü açıp kazağını sıyırmasıyla birlikte göğsünün kıpkırmızı kabarcıklarla dolduğunu gördüm. Kendini gerçekten kötü hissediyor olacak ki eve gitmek ve yatmak istediğini söyledi. Bende korktuğum için bunun doğru olacağını düşündüm.</p>
<p>Tekrar İzmir’e döndük. Telefonla olan konuşmalarımız devam etti. Hatta telefonda bile birbirimize aldığımız gitarların markalarını söylüyor, yine bir yarış içine giriyorduk. Yaşlar 20’ye yaklaşınca mesafenin de uzak olmasından dolayı kopmaya başladık. Ne kadar konuşmasak da sürekli olarak eskiye dair defterler açıldığında Serkan Aktaş ismini telaffuz ediyordum. Çünkü hayatımda önemli bir yeri vardı. Hatta zaman zaman onların evinde kasete kaydettiğimiz konuşmaları dinleyip gülüyordum.</p>
<p>2003 yılının bir yaz ayında kendisiyle TCDD Akçay dinlenme tesislerinde karşılaştım. Saçlar gitmiş, ses kalınlaşmış, kulaklar küpeliydi. Ama davranış ve konuşma şekli aynıydı. Hiç hesapta olmayan bu karşılaşma beni çok mutlu etmişti. Bir ağaç dibine oturup eski defterleri açtık. Güldük eğlendik. O dönem ikimizde kendimizi müziğe vermiş durumdaydık. Serkan Zardanadam grubunda bas gitar çalıyordu. Ben ise kendi grubum Revolver’da çalıyordum. Güzel bir geceydi. Tekrar görüşme dilekleriyle ayrılırken bunun son görüşmemiz olduğunu bilmiyorduk ikimizde.</p>
<p>2005 yılının Anneler günüydü. Ben bir gün önce bir arkadaşımda kalmıştım ve gün bitmeden eve dönüp anneme aldığım hediyeyi ona vermek için acele ediyordum. Saat gece 10 civarı eve geldim. Hatta aceleden aldığım hediyeyi paket bile yaptıramamıştım. İçeri girip annemin yanına gittim. Hediyesini verdiğim anda ortamda bir gariplik olduğunu sezdim. Hüzünle sevinç aynı anda nasıl olur merak edenleriniz varsa eğer bende ilk orada gördüm bunu. Annem “Serkan ölmüş” dedi. Bir sessizlik oldu. Tanıdığım tek bir Serkan vardı. O anda onun olacağına ihtimal vermedim bile. Aradan geçen sessiz 10 saniyeden sonra “Hangi Serkan?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Ne yazık ki tanıdığım tek Serkan’dı bahsi geçen Serkan. Serkan Aktaş. 24 yaşındaydı.</p>
<p>Duygularımı kolay kolay dışa vuran biri değilim. O anda da öyleydim. Gece yastığa kafamı koyup düşündüğümde bir türlü inanasım gelmiyordu Serkan’ın öldüğüne. Bu kadar hayat dolu bir insanın bir anda ölmesi ona yapılan bir haksızlıkmış gibi geliyor insana. Hani “Sen çok güldün, eğlendin. Gel bakalım artık bu tarafa.” gibi. Ama yapacak bir şey yoktu.</p>
<p>Serkan’la olan anılarımı yazmaya kalksam herhalde 15 – 20 sayfa yazarım. Birlikte o kadar çok zaman geçirdik ki. Kendisi kan kanseri teşhisi konulup hastaneye yattıktan bir ay sonra vefat etmiş. Bir anda yani… Bazen düşünürüm, yukarıda yazdığım vücudundaki kırmızı kabarcıklar acaba bir haberci miydi diye. Belki de üzerine düşmek gerekliydi. Neyse, yazıma Zardanadam grubunun Serkan için yazdığı “Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa” adlı parçasıyla son vereyim. Seni unutmayacağım Serkan.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/U8IHna3l7xE&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/U8IHna3l7xE&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/serkan_aktas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Bir Arkadaş: Commodore 64</title>
		<link>http://www.mehmetperdeci.com/eski-bir-arkadas-commodore-64.html</link>
		<comments>http://www.mehmetperdeci.com/eski-bir-arkadas-commodore-64.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 00:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgisayar - İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Amiga]]></category>
		<category><![CDATA[Boulder Dash]]></category>
		<category><![CDATA[Camelot Warriors]]></category>
		<category><![CDATA[Commodore 64]]></category>
		<category><![CDATA[Ikari Warriors]]></category>
		<category><![CDATA[River Raid]]></category>
		<category><![CDATA[Sokoban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetperdeci.com/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[Commodore 64 oyunlarının güzelliğini herkes anlamayabilir. Özellikle yaşınız 17-18’in altındaysa çoğu zaman sizin için hiçbir şey ifade etmeyen çok basit oyunlardır. Belki bunda haklısınız ama Commodore 64 oyunlarını piyasaya çıktıkları tarih itibariyle değerlendirmek gerekir. Bu sadece Commodore 64 oyunları için geçerli değil, bütün platformlardaki oyunlar için böyledir. Grafiksel açıdan çok çok kaliteli olmasa da, konu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Commodore 64 oyunlarının güzelliğini herkes anlamayabilir. Özellikle yaşınız 17-18’in altındaysa çoğu zaman sizin için hiçbir şey ifade etmeyen çok basit oyunlardır. Belki bunda haklısınız ama Commodore 64 oyunlarını piyasaya çıktıkları tarih itibariyle değerlendirmek gerekir. Bu sadece Commodore 64 oyunları için geçerli değil, bütün platformlardaki oyunlar için böyledir. Grafiksel açıdan çok çok kaliteli olmasa da, konu ve oynanabilirlik açısından bugün bile kimsenin kolay kolay aklına gelmeyen pek çok fikir, 80’lerin büyük bir bölümü ve 90’ların ilk yarısında Commodore 64 oyun programcılarının aklına gelmiştir. Ve bu fikirler yıllar içinde bugün oynadığımız pek çok oyunun gelişimine ışık tutmuşlardır.</p>
<p>Grafiksel açıdan yetersizliğin farkında olan ve elindeki malzemeyle yetinmesini bilen programcılar, çoğu Commodore 64 oyununda grafikleri geri plana, oyunun konusu ve oynanabilirliliğini de ön plana çıkarmışlardır. Zaman içinde bu hareket bir anlamda Commodore 64’ün çizgisini belirlemiştir. Aslında ortada anlaşmalı olarak yada ortak karar alınarak yapılan bir şey yoktur. Ama birbirini tanımayan pek çok programcı bu ilkeyi benimsemiştir. Herkesin bildiği zeka oyunu Sokoban ve yine popüler bir oyun olan Boulder Dash, bu bahsettiğimiz Commodore 64 ekolünün en güzel örneklerindendir. Bırakın Internet’i daha televizyonun bile yeni yeni evlere girdiği dönemlerde, vakit geçirmek için bir kısım şanslı Commodore 64 sahibi insanın, bilgisayarlarla bu tip oyunları oynamaları o dönem için gerçekten çok önemli bir olaydı. Çoğu insan bir anda kendisini hayatında belki hiç binemeyeceği bir Ferrari’nin koltuğunda yada hiç kullanamayacağı bir uçağın dümeninde buldu. İçinde sadece 15-20 kilobaytlık oyunların bulunduğu Commodore 64 oyun kasetleri kapış kapış satılmaya başladı. Şanslı olup da yurt dışında akrabaları olanlar bu kasetleri direkt oradan sipariş ettiler.</p>
<div style="text-align: center;"><object width="320" height="245" data="http://www.dailymotion.com/swf/k2hHWbBrEFlJlvIeoX&amp;related=0&amp;canvas=small" type="application/x-shockwave-flash"><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/k2hHWbBrEFlJlvIeoX&amp;related=0&amp;canvas=small" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></div>
<p>Şimdiki bilgisayarların yanında Commodore 64’e bilgisayar demek ne kadar doğrudur bilinmez ama en azından şu andaki bilgisayarların atası demek yerinde bir ifade olacaktır. Bugünkü gibi bilgisayar kasasının içindeki pek çok donanım yerine sadece 2 parça halinde olan bir bilgisayardı Commodore 64. Ana parça, bildiğimiz klavyeydi ve bütün devreler bu parçanın içindeydi. Bir başka deyişle bilgisayar bir klavyenin içine sığdırılmıştı. 2. parça ise ufak bir teyp kasetiydi. Bu parça bir kabloyla ana parçaya bağlıydı ve kasetteki veriler bu teypten ana parçaya aktarılıyordu. 20 kilobaytlık bir verinin aktarılması yaklaşık olarak 4 dakikayı buluyordu. Bu da bize o zamanki aktarım hızının ne kadar düşük olduğunu gösteriyor. Bu ana parçadan çıkan bir anten kablosu ise televizyona bağlanırdı. Yeni nesil Commodore 64’lerde (90’ların başlarında) artık yaprak disket adı verilen disketlere geçildi ve Commodore 64 yavaş yavaş bir masaüstü PC görünümüne büründü. Bu disketler teyp kasetlerine göre çok daha büyüklerdi. Aynı anda 10’dan fazla oyunu saklamak mümkündü. Üstelik veri transferi de çok hızlıydı. 10 saniye gibi kısa bir zamanda oyunu yükleyip çalıştırabiliyordunuz. Bu tarihte ortaya çıkan ve insanların beklentilerini daha çok karşılayan PC’ler, Commodore 64’ü bir nebze olsun durdurmuştu. Ama yine de çoğu kimse oyun oynamak için bir PC satın almayı doğru bulmuyordu. Çünkü PC’ler oyun oynamanın yanı sıra pek çok programı da kullanabilme yeteneğine sahipti. Bu yüzden fiyatları da çok yüksekti.</p>
<p>Derken 1990 yılında Amiga piyasaya çıktı. Amiga abisi Commodore 64’ün tahtını sallamaya başlamıştı. Grafikler gelişmiş oynanabilirlik arttırılmıştı. Hatta ilk başlarda PC’lere gerçek bir rakip olmuştu Amiga. Çünkü PC’lerde yapılan her şey Amiga’da bir adım öteye giderek yapılıyordu. 1992 yılında Commodore firması, Commodore 64 bilgisayarlarının proje ve üretiminde yaptıkları çalışmaları bundan sonra Amiga üzerinde yoğunlaştıracaklarını açıkladı. Bu da bir bakıma artık Commodore 64’ün miladını tamamladığı anlamına geliyordu. 1993 yılına kadar firma Commodore 64 üzerinde hiçbir geliştirme çalışmasında bulunmadı. Buna karşılık Amiga’nın 1200 modeli piyasaya sürüldü. 1993 yılı Mart’ında firma Commodore 64’ün üretiminin tamamen durdurulduğunu açıkladı. Amiga’nın durdurulamaz yükselişi ise 1996 yılına kadar sürdü. 1996 yılında Commodore firması iflas ettiğini açıkladı. Şirket tüm borçlarıyla el değiştirdi. Sonra da kapandı.</p>
<p>1970’lerin sonunda hesap makinesi üretimiyle başlayan Commodore serüveni; son 10 yılı teknolojik başarılarla dolu 25 yıl boyunca insanlığın belki de televizyon izlemekten daha çok vakitlerini geçirdikleri bir makine olmuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetperdeci.com/eski-bir-arkadas-commodore-64.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
