Ülke Yönetimi
05 Kasım 2009Şimdi doğruya doğru… Ülkemiz başıboş. Baştakiler kendi dertlerine düşmüşler, kendi ideolojilerini halka empoze etmekten başka hiçbir şeyle uğraşmıyorlar. Bürokrasi almış başını gitmiş. On dakikalık bir iş için beş saat kuyrukta bekliyorsanız bu işte bir gariplik var demektir. Üstelik bu durumu ortadan kaldırmak için yapılan hiçbir çalışma yok. Memur zihniyeti denilen bir olay vardır. Önünde son model bilgisayar duran memurumuz döner ve arkasındaki F klavye daktilo ile işini halletmeye çalışır. Neden? Çünkü bizim memurumuz yenilikçi değildir.
Kendi kendime bir düşündüm. Neden Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da yaşayanların bizden kat kat iyi hayat standartlarına sahip olduklarını. Şu sonuca ulaştım: Bürokrasi yok, işler tıkır tıkır işliyor. Bürokratlar birbirlerini yemiyor, kendi düşüncelerini halka empoze etmeye çalışmaktan çok onlara hizmet etmeye çalışıyorlar. Peki neden Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Abu Dabi gibi Arap ülkelerinde yaşayanların yaşam standartları bizden daha iyi? Aslında hepsinin ortak bir noktası var.
Çoğu Avrupa ülkesi zamanında krallıkla yönetilmiş ve İngiltere, İspanya, Norveç, İsveç gibi hala başlarında kral ya da kraliçeler olan ülkeler var. Bir ülkenin en tepesinde kralının ve kraliçesinin olması bir bakıma o ülkenin bir sahibinin olması anlamına geliyor. Her ne kadar bir parlamentoları olsa bile hayati kararlar yine ülkenin sahibi olan kralın onayından geçiyor. Düşünün, kapının önünde duran arabanıza bir zarar gelmesini ister misiniz? Tabi ki hayır. Onu mümkün olan en güvenli yere park edersiniz. Bir şey olmasın diye özen gösterirsiniz. İşte yukarıda bahsettiğim ülkenin sahibi olan kral da kendi ülkesinin başına bir şey gelmemesi için çabalar. Yani asıl düşüncesi budur. Ülke kendi malıdır sonuçta.
Şimdi sorarım size, Osmanlı İmparatorluğu nasıl oldu da 800 yıla yakın bir süre varlığını sürdürdü? Ben söyleyeyim, padişah imparatorluğun sahibiydi. Kafasındaki tek düşünce kendisinden sonra tahta gelecek kişiye ülkeyi mümkün olan en iyi şekilde teslim etmekti. Hiçbirisinin “günümü gün edeyim bana ne ülkenin gidişatından” şeklide bir düşüncesi olduğunu zannetmiyorum. Sahibi olduğunuz ufak bir bakkal dükkanı için aklınızdaki ilk düşünce yüksek kazanç sağlayıp dükkanı bir markete dönüştürmek olacaktır. Neden? Çünkü daha yüksek bir yaşam standardına ulaşacaksınızdır. İşte ülkenin bir sahibi olmalı sözüyle bunu demek istiyorum.
Bir başka konu da Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk 15 yıl boyunca ülkemizin nasıl hızlı bir büyüme içinde olduğu konusu. O yıllarda da bir bakıma Atatürk bu ülkenin sahibiydi. Aramızda bu düşünceye karşı çıkacak bir kişi olacağını zannetmiyorum. Ülke ile ilgili tüm hayati kararları bir Cumhurbaşkanı ve bir kurucu olarak kendisi verirdi. Etrafındakiler arasında ona muhalefet edebilecek çok insan yoktu. Çünkü sonuçta Atatürk bu ülkenin kurucusuydu. Lakin Atatürk’ün ölümünden sonra başlayan ve günümüze kadar artarak gelen siyasi görüş ayrılıkları, başa gelenlerin ülkenin durumunu hiçe sayarak kendi ceplerini doldurmaya çalışmaları ne yazık ki ülkemizi bugünkü durumuna getirdi. Benim şahsen bu ülkenin siyasetçilerine zerre kadar güvenim kalmadı. Bu ülkede siyaset, ülkemizin refahını yükseltmek için değil, siyasetçilerin kendi refahlarını yükseltmeleri için yapılıyor. Başımızda bir kral, padişah, kraliçe olsaydı siyasetçilerimiz istedikleri gibi at koşturabilirler miydi? Anayasamızı, kanunlarımızı yapboz tahtası haline getirebilirler miydi? Kendi çıkarlarına uygun bir şekilde değiştirebilirler miydi? HAYIR.
Şimdi diyeceksiniz ki; “Amerika’nın bir kralı ya da kraliçesi yok. Onlar nasıl bu kadar refah içindeler?” Öncelikle şunu söyleyeyim ki Amerika’nın ve bizim ülke yönetimimiz “temelde” aynı. Farklı olan ve en önemli nokta olarak nitelendirebileceğimiz şey; Amerika’nın ülke yönetiminin sabitliği. Kim başkan seçilirse seçilsin, ülke yönetimine kendi kişisel ideolojilerini karıştırmayacağına dair yemin ediyor. Bu bakımdan da karşımızda yaklaşık 200 küsür yıldır aynı şekilde yönetilen bir Amerika var. Belki bu örnek daha anlaşılır olacak: Bizim ülkemizde yeni seçilen başbakan kendi siyasi ideolojisiyle aynı görüşte olan kişileri ülke yönetimine sokuyor. Onları önemli mevkilerde görevlendiriyor. Bakanlık vs. gibi. Ama Amerika’da başkan Obama böyle bir davranışta bulunmayacağına dair yemin ediyor ve gerçekten de bulunmuyor. Eğer öyle olsaydı şu ana kadar Amerika’da önemli mevkilerde siyahi insanlar olmaz mıydı? İşte demokratik bir devletin nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili açık bir örnek bu. Obama bizimki gibi kendi ideolojisi için değil, gerçekten ülkesi için hizmet veriyor.
Bu yazıyı yazmamdaki amaç, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu zamanına geri dönüp başında bir padişah veya kral olmasıni istediğimden değil. Anlatmak istediğim, ülkenin yönetimindeki bürokratların bu ülkeyi kendi mallarıymış gibi sahiplenerek bir şeyler yapmalarını görmek istediğimdir. Görebilir miyim, bilemiyorum.
Etiketler: Abu Dabi, Amerika, Atatürk, Avrupa, Bahreyn, Başbakan, Başkan, Bürokrasi, Cumhurbaşkanı, Demokrasi, İngiltere, İsanya, İsveç, Japonya, Katar, Kral, Kraliçe, Krallık, Memur, Muhalefet, Norveç, Osmanlı İmparatorluğu, Padişah, Parlamento, Suudi Arabistan




